Veren sağ elinizle alan sol eliniz arasında büyük bir boşluk vardır. Ancak her iki elinizi de hem veren hem alan olarak görebilirseniz bu mesafeyi yok edebilirsiniz. Çünkü ancak ne verebileceğiniz ne de alabileceğiniz bir şey olduğunu bilirseniz bu mesafeyi aşabilirsiniz.
Gerçekte, en uzun mesafe uykuda gördüğünüz ile uyanıkken gördüğünüz, sadece bir eylem olan şeyle bir arzu olan şey arasındadır
Bütün insanlara bilge demedikçe bana bilge demeyin…. Ben sadece ham bir meyveyim hâlâ dalına tutunan; dün de bir çiçekten başka bir şey değildim.
Aranızdan kimseye de meczup olarak davranmayın, çünkü gerçekte bizler ne meczup ne de bilgeyiz. Hayat ağacının yeşil yapraklarıyız biz ve hayatın kendisi de bilgeliğin, özellikle de meczupluğun ötesindedir.
“…dini kurumuş olduğu halde inançlara boğulmuş olan millete yazık!
Yazık o millete ki, zorbayı bir kahraman gibi alkışlar ve gösterişli fatihi hayırsever sanır.
Yazık o millete ki, rüyasında küçümsediği tutkuya uyanıkken boyun eğer.
Yazık o millete ki, sesini sadece cenaze törenlerinde yükseltir, sadece yıkıntılar arasında kibirlenir ve sadece boynu kılıçla kütük arasındayken başkaldırır.
Yazık o millete ki, yeni hükümdarını borazan sesleriyle karşılar ve bir sonraki hükümdarını da borazanlarla karşılamak için, onu yuhalayarak uğurlar.
Güçlü adamları henüz beşikteyken, bilgeleri yıllarca susturan o millete yazık!
Ve her parçası kendini bir millet sanan, o bölünmüş millete yazık!”
“Hayat yaşayan her şeyden daha eskidir, tıpkı güzelliğin yeryüzünde güzel doğmadan çok önce kanatlarla donatılmış olması gibi ve tıpkı hakikatin dile getirilmeden önce de hakikat olması gibi.
Hayat bizim suskunluğumuzda söyler şarkısını ve uykumuzda düş görür. Yenik düştüğümüzde ve aşağılandığımızda bile, Hayat yükseklerde kurar tahtını. Ağladığımızda da, Hayat güne gülümser ve biz zincirlerimizi sürüklesek bile, o özgür kalır.
Çoğu zaman, biz Hayatı acılı adlarla nitelendiririz, ama yalnızca biz kendimiz acılı ve karamsar olduğumuzda yaparız bunu. Boş ve yararsız gelir bize Hayat, ama yalnızca ruhumuz yıkıntılar arasında başıboş dolaşıp durduğunda ve kalbimiz benliğimize karşı aşırı bir ilgiden sarhoş olduğunda
Hayat derindir, yücedir ve uzaktır. Sizin engin görüşünüz sadece onun ayaklarına ulaşabilse de, yine de yakındır o. Sizin soluğunuzun esintisi sadece onun yüreğine ulaşabilse de, yine de sizin gölgenizin karaltısı düşer onun yüzüne ve sizin en zayıf çığlığınızın yankısı onun göğsünde bir ilkbahara ve bir sonbahara dönüşür.
Hayat örtülü ve gizlidir, tıpkı daha büyük benliğinizin gizli ve örtülü olması gibi. Ve yine de, Hayat konuştuğu zaman, tüm rüzgarlar söze dönüşür; hem daha çok konuşursa, dudaklarınızdaki gülüşler ve gözlerinizdeki yaşlar da söze dönüşür. O şarkı söylediği zaman, sağırlar duyar ve duyulurlar; o yaklaştığında da, körler onu görürler ve şaşkın bir halde, hayranlıkla izlerler.”