Git, en koyu siyah boyayı: al, bir elinde de dünyanın en büyük fırçası olsun ve ömrümün dünü ile bugününü kapkaranlık bir çizgiyle böl. Musa'nın asasını al, zamanın derinliklerine doğru sel gibi akıp giden zamanı ikiye ayır - bugün benim halimi ancak böyle duyumsayabilirsin.
Fazla sevdiğinizde, sevilen nesnedeki eksiklikler fark edilmez olur, hatta daha da kötüsü: O eksikliklere meziyet atfedilir. Oysa eksikliklerini bilmezseniz, kusurları iyi niyetlerine yorarsanız insanları nasıl doğru yola çeker, onları mutlu edebilirsiniz? Sevmek, arzulamak demektir ve arzu da gücü öldürür. Görüyorsunuz, sizinle açık konuşuyorum Bay Wandergood ve yineliyorum: Aşk, güçsüzlüktür.
Yalnızlığımın dipsizliğinden korkuyorum! Kendimi karanlık bir uçurumun kenarında buldum; aşağı habire sözcükler atıp duruyorum; nasıl da ağır sözcükler, ama düştüklerinde en ufak bir ses gelmiyor. O uçuruma kahkahalar, tehditler ve gözyaşları atıyorum. Aşağıya tükürüyor, bağrına taşlar, kaya parçaları fırlatıyor, dağlar tepeler deviriyorum - ama hep aynı boşluk, hep aynı sessizlik. Hayır, samimiyetle söyleyeyim, bu uçurumun dibi yok dostum ve sen de ben de boşuna uğraşıp didiniyor, ter döküyoruz!
- Peki vatanınız?
- Vatanım mı?.. Omne solum liberum libero patria. Latince bilmiyorsunuzdur, değil mi? Anlamı şu, Bay Wandergood: Her türlü hürriyet, hür insanın vatanıdır.