Ne büyük meraklarla alıp okumaya başladığım bir kitaptı oysaki...
Evet, kitap pek çok meseleye değiniyor. Irkçılık, sömürü, ötekileştirme ve numuneleştirme... Ama kitabı her gördüğümde, yorumlarını her okuduğumda "Yılın en iyi kitabı", "Kesinlikle okunması gereken bir kitap" gibi ifadelerle karşılaştım. Hayır, bence hiç öyle bir kitap değil.
Kitabın konusu aslında 2 ana karakter üzerinden şekilleniyor. Athena Liu, edebiyat dünyasında adını duyurmuş ve herkesin sevdiği yazılar yazan biri. June Hayward ise arkadaşının gerisinde kalan ve asla gün yüzüne çıkamayan bir yazar. Athena'nın ölümü ile birlikte onun daha önce yayımlanmamış bir kitabını kendi düzenlemeleriyle yayımlıyor June ve olaylar da tam olarak burada başlıyor.
Yayın dünyasındaki trajediler, editöryel süreçler, intihal olayları gibi konular June'un yaşadıkları üzerinden anlatılıyor. June, çoğunlukla kendi içinde kendini aklamaya çalışıyor. Bu hikayedeki herkes suçlu oan göre, kendisi hariç. Kendini suçlu hissettiği anlarda bile muhakkak bu fikirden bir kaçış yolu var.
Finali çok tahmin edilebilir bir kitaptı. Aslında tamamı çok tahmin edilebilir ve günümüz yaşantılarını düşündüğümüzde de farkına varabileceğimiz gerçeklerle doluydu. Diğer okuyanlar benim görmediğim bir şey mi gördü bilmiyorum ama akıcı olması dışında "bayıldım" diyebileceğim bir kitap okumadım ben.