Kitap Çin’de yaşayan Fugui adında bi adamın gençliğinden başlayarak yaşamını anlatır. Evli ve varlıklı bi aileden olan genç Fugui ailesinin tüm servetini kumarda kaybeder ve bununla beraber gelen yoksulluğunu, Çin’in siyasi durumuna değinen bi yaşam öyküsünü okuyoruz. Yazar kitabı onca kayıba rağmen melankolik bi dille yazmamış, çok sakin ve sıradan bi şekilde anlatmış her şeyi.
Spoiler
Fugui’nin gençliğini okurken hayatının devamında yaşadıklarının biraz yaptığı seçimlerinden doğduğunu ve dahası başına gelenleri bi yere kadar hak ettiğini düşünüyordum. Gençliğinde sorumsuz, bencil, zevkine düşkün bi adam. Özellikle karısı onu beklerken onun gidip başka kadınlarla beraber olması veya tüm atalarından kalan servetini durmaksızın kumara harcaması gibi sebeplerden. Yaptığı şeyler benim normal karşılayabileceğim şeyler değil çünkü ileriki zamanlarda sırf oğlunu okutabilmek için kızını başka bi aileye evlatlık olarak verip karşılığında para alma peşindeydi ve bu kötü bi ebevynlik modeli. Bunun yanı sıra oğlunu sürekli dövmesi, sınıfta herkesin önünde aşağılaması gibi sebepler onun kötü bi ebeveyn olduğunu düşünmeme sebep oldu. Ama sonrasında bunun aynı zamanla bi kültür olduğunu da gördüm. Yani Çin’in o döneminde otoriter bi baba olmanın yolu bunlardan geçiyormuş. Bunu biliyor ve bu şekilde uyguluyor. Ama yine de bu yaptıklarını normalleştirmiyor.
Kitap Fugui karakterini ne çok iyi ne de çok kötü bi karakter olarak sunuyor bize. Fugui karakterini okurken yazarın sanki okuyucuya “bak, bu adam böyleydi onu hemen yargılama veya affetme. Sadece gör, düşün, sorgula” diyor. Aynı zamanda karakter değişimi de okuyoruz kitap boyunca. İlk zamanlarında zevk düşkünü, sorumsuz birisiyken ilerisinde yaşadıkları, verdiği kayıplarla beraber onun değişimini görüyoruz. Özellikle tüm