Bukalemun serisinin ikinci kitabı Bukalemun Alaz bitti. Alaz'ın yorumunu ve alıntılarını paylaşamadan Yamandağlı'ya başlayıp yaklaşık 150 sf. okuduğumu belirtmek isterim :) Çünkü ikinci kitap öyle bir yerde bitti ki kitaplığımda üçüncü kitabın beni bekliyor olmasına çok sevindim.
Serinin ikinci kitabı olduğu için konusundan bahsetmeyeceğim, arka kapağında gerektiği kadar açıklama var zaten.
İlk kitaptan sonra seriye devam etmem gerektiğini biliyordum ama ikinci kitabı bu kadar kısa sürede bitireceğime, her şeyi bırakıp saatlerce kitaba gömüleceğime ben de emin değildim. Dağlı ve Yaman, Tahir ve Nermin, Füsun ve Ekrem, Ragıp, Halil... Hepsini okumak o kadar keyifli ve aynı zamanda yeri geldiğinde can yakıcıydı ki! Birçok karakteri, konuyu derinlemesine anladığım bir kitap oldu. Akımdaki soru işaretlerinin neredeyse hepsinin yanıtlarını aldım. Gözlerim dolu dolu okuduğum bir sürü kısım vardı, bu hem gülümseyerek hem üzülerek okuduğum bölümlerdi.
Yalan değil, ilk kitabı bu kadar çok beğenmemiştim. Sanırım o kurgu ve karakterlerle tanışma kitabımız olduğu için, doğal olarak, biraz daha uzak kaldı bana. Burada, Alaz'da sanki karakterlerin yanındaymışım, onlarla birlikte bir koşuşturmacanın içindeymişim gibi hissettim. Dağlı dağıldığında ben de dağıldım, Yaman çıldırdığında ben de sinir oldum, Ağrılı ve Zilal Ana geldiğinde benim de içim burkuldu, Esat ve Oğuz'a ben de kahkahalarla güldüm. Fırat ve Ayşe'yi gözlerimden kalpler çıkarak okudum. :)
Bu şekilde uzatıp üzerine saatlerce konuşabilirim. O yüzden en kısa zamanda, seriyi bana neredeyse zorla aldıran, bak sen çok seversin diyen arkadaşımla kitabın dedikodusunu yapacağım. Fakat size durumu şu şekilde açıklayabilirim; kurgu beni öyle bir aldı ki içine, bırakıp da arkadaşımla karakterler hakkında uzun uzun konuşamıyorum