Ya deli olduğumu itiraf edip tedavi edilmeliydim ya da normal olduğuma kendimi ikna etmeliydim.Bir tercih yapmam gerekiyordu.Ben ikisini de seçtim.Yani hiçbirini!
Kendimi çok karmaşık hissediyordum.İçime baktığım zaman gördüğüm hiçbir şeyi anlamıyordum.On dakika önce harflerin telaffuz edilişlerinin ve bunu nasıl öğrenmiş olabildiğimi düşünmüş olmama inanamıyordum. Yararsız, gündelik hayatla hiçbir ilgisi olmayan bir konuyu kırk dakika boyunca nasıl düşünebilmiştim?Bunları kendime tekrarladıkça yüzüm buruşuyor ve midem bulanıyordu.Tamamen anormal düşünceler içinde olduğumu fark etmek canımı yakıyordu.
Devinimin olduğu yerde ışık, ışığın olduğu yerde kaçınılmaz biçimde gölge vardır.Hayat ışıkla mümkünse de, hayatın anlamı gölgelerde saklı durur. Zamanın ölü doğmuş çocuklarını görürsünüz karaltıların içinde. Sözcükler,suskunluklar, şarkılar, ağıtlar, yeminler, ihanetler, kahkahalar, gözyaşları, sevinçler, hayal kırıklıkları ve yüzler... En çok da yüzler. Neden söz ettiğimi biliyorsunuz. Bütün aşklar küllenir, bütün babalar ölür, bütün hikayeler biter. Birinin yıkıntıların nöbetini tutması gerekir; İşte bu yüzden, biri hariç, bütün çocuklar büyür.