"Sevgili ablam hep şöyle der: “Dünyanın sonundan başka hiçbir şey, dünyanın sonu değildir.” Bu bilginin kesin olmasına bayılıyorum. Geçmişe dönüp şöyle bir bakınca bir sürü kıyamet atlattığımızı ancak hiçbirinde kıyametin kopmadığını görüyorum."
"Olacakları kontrol edebileceğimizi sanmak da ne büyük ego. Neyimize bu kadar güveniyoruz bilmiyorum. Her şeyi doğru planlarsak yollar bizi tam istediğimiz yere çıkarır sanıyoruz. Sonra hiç beklenmeyen bir anda bir olay küüt diye gelip hayatının ortasına tosluyor, bütün planlar dağılıyor. Oluyor yani bunlar. Kimse kendini bir şey sanmasın, bizden büyük hayat var Osman."
"Zamanında, hazır imkânımız varken
öyle güzel oyunlar oynadık diye çok seviniyorum. Hayatın insanın elinden neyi, ne zaman alacağı hiç belli olmuyor. Mümkünken gülmek, akarken doldurmak gerekiyor."
"Bir çocuğu ne zaman kaybedersiniz? Yana konuşmayı erken öğrenmişti ama onu kısa sürede terk etti. "O gerçek bir gözlemci!" Onun hakkında hep öyle derlerdi, hâlâ da diyorlar. Sanki bu, takdir edilesi bir özellikmiş ve onu diğer çocuklardan daha iyi kılıyormuş gibi. Yaramazlık yapan ve kavga eden bir çocuk değil, hayır, bunun yerine yaşananları kaydedip not alıyor, dünyayı dikkatle inceliyor, faydalı olabilecek bilgileri topluyordu. Oskar, bazen onu orada öylece durup her şeyi idrak ederken gördüğünde kendini çaresiz hissediyordu. Bu böyle olmamalıydı, değil mi? Bir çocuğun oyun oynaması gerekmez miydi? Yana kendi çocukluğunun bir parçası olmayı ne zaman bıraktı? Aralarındaki bu sessizlik ne zaman başladı?"