İnsan 1880de böyle bir kitap yazıldığına inanamıyor. Dostoyevski'nin hayatının zirve romanı olarak bilinen bir kitap. Dostoyevski, oldukça ağır bir dili olan bu romanı için iki yıla yakın zaman harcamış ve kitabın yayımlanmasından yaklaşık dört ay sonra yine bu kitap için hazırladığı büyük çaplı bir proje olan Büyük Bir Günahkar'ın Anıları için çalışmalar yaparken hayatını kaybetmiştir.
Romanın kahramanının adının Alyoşa olması, kitabı yazmaya başlamadan önce ölen üç yaşındaki oğlu Alyoşa'ya bağlanır. Sibirya'daki sürgünü sırasında tanıştığı bir mahkûmun babasını öldürmüş olması da romanın konusunu etkilemiştir. Bunun üzerine psikoanalizi hazırlayan Freud'un çalışmalarına da kaynaklık eden Dostoyevski'nin baba katilliği veya genel anlamda babalık konusu üzerinde durmasının bir diğer nedeni de kendi babasının, fakirlerin tedavi olduğu bir hastanede çalışan sarhoş, ilgisiz ve köylüler tarafından öldürülen bir cerrah olmasıdır.
Freud baba katilliği üzerinde duran bu romanla Dostoyevki'nin yaşamı arasında bir ilişki kurmuştur. Dostoyevski'nin sara hastalığının babasının ölümüne dayandığını ifade eden Freud, bu konuyu Oidipus kompleksi ile bağdaştırarak, annesine duyduğu aşkla babasının ölümünü içten içe dileyen Dostoyevski'nin, köylüler tarafından öldürülen babasının cinayetinde kendi suçunun olduğunu düşünerek hiç sıyrılamadığı bir vicdan azabının içine girdiğini, bu vicdan azabınınsa yaşamı boyunca sürecek ve tüm romanlarına konu olacak olan sara hastalığını tetiklediğini öne sürer. Buna rağmen Dostoyevski'nin çocuklarında da var olan saranın psikolojik değil kalıtsal olduğunu öne süren psikiyatrlar ve nörologlar da vardır.
Her okur bir gün Dostoyevski ile tanışır ancak çoğu zaman romanlarını kalın olduğu için erteler. Bence Dostoyevski kitaplarının aralarında mutlaka