“Burası dünya. Hem tatlı hem ekşi, kekre bir rüya. Burada herkes kâşif sayar kendini, birbirinin bahçesine girer, iz bırakayım derken talan eder. Onları sev ama tutunmaya çalışma. Yalnız kalmaktan korkup kendi bahçende kaybolma. Söz veriyorum, ben hep yanında olacağım. Sen bana kök vereceksin, ben sana dal saracağım. Başına gelenlere rağmen ve hatta onlarla, hem de doya doya yaşamayı öğreteceğim sana. Seni bir daha hiç bırakmayacağım. Hiç bırakmayacağım.”
“Kader'in yaptığı işi hiçbir zaman mesele etmedim. Ona akıllar vermeye, başını "senin iyiliğin için" duvarlarına vurarak ruhunu ezmeye yeltenmedim. Hayat nam çukurun içinde hangi rencide köşeciğe sığınıp iliştiyse, orada sevdim onu. Değiştirmeyi ummadan, zımparalamaya kalkmadan, kimse, neyin içindeyse, tam da öyle benimsedim. Gerçekten sevmek, birini her neyse tam da öyle kabullenmek, başka türlüsünü hayal bile etmemek değil mi? Onu, daha iyisini, eksiksizini düşlemeden bağrına basma yetisi. Olduğu gibi.”
“Eskiden hikâyemi garipsemez, sağından solundan fışkıran garabeti teşhis edemezdim. İnsan, içine serpildiği hakikati, başkaları için ne kadar tuhaf olursa olsun tabii sanıyor. Ben de sudan çıkmış balık, denizde doğmuş köstebektim ve bütün köstebeklerin suda, bütün balıkların karada yaşadığına inanıyor; nefesim kesildiğinde, herkesin nefesi kesilir, solumanın tabiati böyledir zannediyordum.”