Hali vakti yerinde olan sınıfların davranışları yumuşuyor ve "medenileşiyordu." Yeni, daha zarif ve nazik zevklerle uyum içinde aykırı kimseler kendi haline bırakılıyor; hem ceza hem de cebren bilgi elde etme aracı olarak işkenceden vazgeçiliyordu. Daha felsefi yahut daha doğal bir eğitimle ve daha serbest yasalarla insan aklının ve ruhunun aydınlatılabileceği ve mükelleştirilebileceği yönünde bir anlayış şekilleniyordu.
Kültürel bir geleneğin doğasını tartışırken gördüğümüz üzere, oldukça "ilkel" bir toplumda bile kültürel gelenekler canlı ve diri kalabilmek için sürekli gelişme içinde olmak zorundadır.
Bir kimsenin çıkıp, bize gerçek bir dünya tarihi, kendimiz hakkında bir perspektif, medeniyetimizi ve zamanımızı içine yerleştireceğimiz çarpıtılmamış bir dünya tarihi yazmayı üstlenmesi yönündeki esas umudum bakidir.
Bizim "Doğulu" yahut "Şark'a özgü" sözcüklerini kullanmamızdan daha saçma bir şey var mıdır? Cezayir ve Rusya'dan Cava ve Japonya'ya kadar her şeyi -bir başka deyişle neredeyse Avrupa'ya ait olmayan her şeyi- bu sözcüklerle vasıflandırıyoruz.