Büşra

Amiel “manzara bir ruh halidir”der. Fakat bazı manzaralar vardır ki bizi Amiel’in iddia ettiği kadar serbest bırakmaz. Hülya ve düşüncelerimize kendiliğinden bir istikamet verirler. Bu esrarlı dehliz öyle teşekkül etmiştir ki, bir tarafında yaşanan şey , öbür tarafında bir hatıra gibi tadılır. Çünkü güneş, Boğaziçi’nde doğup batmaz.Tıpkı hoparlörde dışarıdan dinlenen bir opera gibi, bütün hareketler adedinizin dışında kalır: Siz yalnız musikiyi duyarsınız. Her iki kıyı birbirine saatlerin aynasını tutar.
Sayfa 74
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ne olurdu , çocukluğunda tanıdığım o her şeyi bilen, bir kere öğrendiğini bir daha unutmayan meraklı ihtiyarlara benzeseydim! Burada İstanbul’un ağaçlarından sadece şikayetle bahsetmez onları tanıtır,Bentler’den hatta Belgrad ormanlarından Çamlıca’ya İç Erenköy’den Çekmecelere kadar bütün bahçeleri,koruları,bir uzleti tek başına bekleyen ulu ağaçları,Çamlıca köşklerinin debdedesinden son kalan ve çok yüksekten açılmış şemsiyeleriyle yaz gecelerimizi dolduran o geniş nefesli gazellere benzeyen fıstık ağaçlarını, yumuşak kokulu ıhlamurları,sararmış endamları İstanbul sonbaharlarına sarı kehribardan aynalar biçen kavakları, sade isimleriyle İstanbul semtlerine şahsiyetve hatıra veren sakız ağaçlarını, küçük taş basamaklı sur kahvelerinin süsü asmaları, teker teker sayardım.
Sayfa 55
Ölüm bile bu köşelerde başka cevherler takınır.
Sayfa 17 - Dergah yayınları
Alıntı
Gerçek ve verimli çalışma enerjisi az ama düzenli olan eforla mümkündür. Böyle değilse muhtemelen tembel işidir. Düzenli çalışma, tek hedefe yönelik olmayı gerektirir. Çünkü irade, gösterilen çabanın çokluğundan ziyade tek amacı yönelik olmasıyla kendini belli eder. Bunun zıttı olan dağınık tür, bir tembellik örneğidir.Bu zihin dağınıklığına sebep olsada eğlenceli bir durum gibi görünür.Fakat sadece bir gezintiden ibarettir. Nicole, bu durumu şuraya,buraya amaçsızca konan bir sineğe benzetirken. Fénelon ise,rüzgârlı bir odada yanan muma benzetmiştir. 
Mücadele etmeden mutlu olunmaz, her mutluluk az çok bir çaba ister. Temeller yumruklarını sıkmadıkları için mutluluğun avuçlarının içinden kaçıp gitmesini seyrederler. Saint Jerome, bu kişileri ellerinde kılıçları havada bekleyen ama hiçbir zaman indirmeyen gravür heykel askerlere benzetir.