Tüm öğeler, üç boyutlu bir yapboz oyununun parçaları gibi, birbirine karışıyordu. Doğrunun ille de gerçek olmadığı ve gerçeğin de tek doğru olmadığı bir yapboz oyunu.
Aomame dairede yeniden göz gezdirdi. 'Sanki model ev gibi' düşüncesi geçti aklından. 'Temiz, derli toplu, gerekli her şey var. Fakat kişiliksiz, yabancı, yalnızca sahte. Eğer böyle bir yerde ölecek olursam, pek hoş bir ölüm olacağını söyleyemem. Fakat sahne dekorunu hoşa gidecek bir şekilde değiştirsem bile, bu dünyada hoşa gidecek bir ölüm diye bir şey var mı ki? Böyle düşününce nihayetinde bizim yaşadığımız dünyanın kendisi de, devasa bir model evden farksız değil mi? Girer, oturur, çay içip, pencerenin dışarısındaki manzarayı izler, zamanı gelince teşekkür ederek çıkıp gideriz. Oradaki tüm mobilyalar, kandırmacadan başka bir şey değil. Pencereden görünen o ay bile kâğıttan yapılmış sahte bir şey olabilir.'