Bir kadının kendi kendini tamir etmesinin büyük zarafetinden bahsedeceğim sizlere bugün.
Kitapta yalnızca bir kadın karakter var ve Osman ile ayrılığının ardından büyük bir boşluğa düşüyor. Bu boşluğun getirdiği psikolojik sorunları rahatlıkla görebilir, Sadece Osman’a olan vedasını da değil; kendi benliğini sorgulaması, yazdıkça olgunlaşması ve kendini bulmasına şahit olabilirsiniz.
Sayfaları çevirdikçe karakterin ağladığını, güldüğünü, kızdığını hatta Osman’a anlattıklarının aslında kendi sorunları olduğunun da farkına varabileceksiniz.
Okurken bir aşk kitabı havası aldığımı sanırken, vaktinde edilemeyen bir veda kitabı olduğunu aynı zamanda kendini bütün hücrelerine kadar yeniden keşfeden bir kadının zarafetini bütün kalbimle yaşadığımı söyleyebilirim.
“Artık hiçbir şeyle kavga etmek gelmiyor içimden. Ellerimi kaldırdım, teslim oluyorum. Savaşmayı bırakan insana kim ne yapabilir ki? Yenilmek kadar büyük özgürlük yok, şimdi kazananlar düşünsün Osman.”
- Sayfa 82 -
Kafa dergisinde yazdığı Osman serisini bu kitapta birleştiren yazar, üzerine yeni bir bölüm de ekleyerek okumaya kıyamayacağınız bir veda mektubunu kapınızın önüne bırakıyor sanki.
Hem ayrılığı hem de özlemi bir baş etme yöntemi olarak kullanan yazar, okurken sanki bir yandan yaralarımızı hatırlatıyor, bir yandan da yaralarımızı sarıyor gibi bir his bırakıyor içimize.
Bu kitabı okurken, sırtımdaki ağır küfeyi bir kenara bırakıp, bir ağacın altında soluklanıyormuşum gibi hissetmekten kendimi alamadım.
Bazı kitaplar bazen aynada kendine bakmak gibi hissettir. İşte bu eser tam olarak bunu yaşattı bana.
Sizleri aynadaki suretinize bakmaya bu kitapla davet ediyorum. Kim bilir hangi kimliğinizi nasıl görüp kucaklayacaksınız benim gibi...
Okurken hissettiklerimden daha fazlasını hissetmeniz
"Halkın salak olduğu bir ülkedeki demokrasi de, diktatörlük ve seçimle gelen krallar demektir. Bu yüzden artık ülkeyle bütün bağlarımı kestim. Kimin başbakan olduğunu bile bilmiyorum. Bugünkü serçe yavrusu, başbakandan daha önemli."