“Oradakilerin hiçbiri bilmiyor, bilmek istemiyor, acımıyor. Eğleniyorlar. Vız geliyor onlara, ama kendileri de ölecekler. Aptallar!.. Ben biraz önce, onlar biraz sonra..”
Ölüm de yaşam kadar gerçek!!
Peki yaşadığımız hayat doğru muydu?
Bir hayat vardı; ve şimdi de gidiyor.. Gidiyor ve onu tutmak elimde değil. Herkesin her zaman bu müthiş korkuya katlanabilmesi mümkün mü?
Ölümle yaşam arasındaki sancılı hikaye çok dokunaklıydı. İvan ilyiç ilk başlarda çok mutlu ve huzurluydu ama zamanla hırs yapmış gözünü mevkii ve para bürümüştü aslında. Ne ara ölüm onun kapısını çalmıştı ki? Etrafındaki herkes yaşamaya devam ediyordu ama kimse onun yaşadıklarını göremiyordu onun acılarını
anlayamıyordu..
İvan aslında dışında kurduğu dünyayla içinde yaşadığı hisleri dengeleyememişti ve hiçbir şeyi düzeltemeden ölüm gelmişti, artık çok geçti..
Tolstoy’un akıcı ve sade bir dille yazdığı ölüm korkusuyla yüzleşme hikayesi. kesinlikle tavsiye ediyorum. Bir solukta okuyabilirsiniz.
Güle güle Sofie
Güle güle Hilde
Sizi özleyeceğim
Hayatımızın her anında kullanabileceğimiz, hayatı sorgulatan en değerleri bilgileri, en basit şekilde anlatan bir kitap.
Öncelikle bu kitaba başlamak benim için zor oldu hem felsefeyle ilgili olması hem de uzun olmasından dolayı hep gözümde büyüttüm okumayı. Ama sizin asla gözünüzde büyütmeden bir an önce başlamanızı tavsiye ederim. O kadar sürükleyici yazılmış ve basit bir dille anlatılıp esrarengiz bir hikayeye dönüştürülmüş ki sayfaları hızlıca çeviriyorsunuz farketmeden.
Sofie’nin posta kutusunda ‘ Kimsin Sen?’ Yazılı mektubu görmesiyle başlayan kitap felsefeyi en başından hikayeleştirerek anlatıyor günümüze kadar bize. Bazı bölümlerde biraz sıkılmış olsam da bu çok uzun sürmedi, kitabın geneli kesinlikle sürükleyici bilgilerle dolu. Özellikle son sayfalarla vedalaşmakta zorlandım diyebilirim sonları beni tamamen ters köşe yaptı. Ben beğendim okumanızı tavsiye ediyorum, umarım siz de beğenirsiniz..