Puan vermedi·384 syf.··
2025 42. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 10 Temmuz 2025 11:01
I liked this book much more than The Wrong Bride. The first book was like a soap opera and was full of clichés. In this book, however, everything is in perfect order. Luca is the 2nd of the Windsors. He is in Finance. Val has been his assistant for 8 years. Even if Luca at first denied her presence, he gets used to her, and year by year they become inseparable. Like Ares, Luca has to marry someone who is chosen by his Grandma for the merger. His Grandma chooses Natalia Ivanov for his bride. Thank God, Natalia is not as toxic as Hannah in the first book. She accepts their secret marriage and goes on her way. That's wonderful after what Hannah did to Raven. I was on pins and needles scared that something could happen at any moment while reading this book because of Hannah. I hate her very much. Even the side characters of this book are better than the first one. The only thing that I don't understand is that before they announced their marriage, they decided to keep it a secret. However, they were forced to tell some people and even if they told about it, nobody heard their marriage. Those people didn't even gossip about their marriage and it feels impossible for me. I fell in love with Luca. What he did for Val is magnificent. I love Val's pink stick notes And what Luca did with them is beyond everything He is very much in love with her and he doesn't hesitate to show his love. He made his move with more determination than Ares. Luca is more genuine than Ares. And I cried a little for her. Oh, Val... I don't want to say something but I felt a lump in my throat while reading some parts. They both have something in common from their past. They don't believe in love. They heal each other. I have to thank Grandma for this because she made this happen. She has a very
Duygu ve Düşünce
The Temporary WifeCatharina Maura · Ichara Publishing · 2023418 okunma
kalemi kamera gibi kullanmak; bir çanakkale savaşı günlüğü..
Puan vermedi·168 syf.··
2024 127. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 19 Mart 2024 13:19
18 mart 1915 deniz savaşı sonrası 25 nisan 1915te başlayan çanakkale kara savaşlarına dair yerli yabancı yazarlar, tarihçiler, araştırmacılar tarafından yazılmış birçok kitap var. okumuş olduğum bu kitap dışarıdan bakıldığında bunlardan biri gibi görünse de aslında tam olarak böyle değil. zira Kıyamet Koptuğunda adı verilen kitap çanakkale kara savaşında görev almış hasan cevdet beyin savaş sırasında tutmuş olduğu günlüklerin iki kapak arasında toplanıp, derlenmiş hali.. kitap çanakkale savaşını içeriden, sıcağı sıcağına savaşta bulunan çarpışan bir yüzbaşının gözünden görmemizi sağlaması açısından da ayrıca önemli. çünkü Bir yıl devam eden Çanakkale Savaşı'nda, 5. Ordu'da yaklaşık 500 bin subay ve erin görev aldığı bilinmektedir. Mustafa Kemal Atatürk, Cemil Conk, Şefik Aker gibi bu cephede çok kritik görevler yapmış dört-beş komutanın resmi yazışmalara dayalı rapor olarak adlandırılabilecek hatıratı bulunmaktadır. Bunlar haricinde yine savaşa katılmış en üst kademeden en alt kademeye kadar çeşitli komutan ve askerlerin sayısı yirmiyi geçmeyecek hatıratı yayınlanmıştır. Toplamda yirmi beş hatırat diyelim. Günlüklere gelince, Fevzi Çakmak haricinde üst düzey bir komutanın günlüğü elimizde yok. Yayınlanmış günlükler hep orta kademe diyebileceğimiz askerlere ait. Bunların da sayısı on kadar, bilmediklerimizle beraber on beş olsun. 500.000 kişiye karşılık 40 kişinin yazdıklarıyla Çanakkale Savaşı'nı algılamaya çalışıyoruz. Bu nedenle bu günlük tarihe not düşmek açısından çok önemli bir yer tutmaktadır. (s. 12) bunun yanında Kıyamet Koptuğunda adlı kitap hasan cevdet beyin sadece çanakkale savaşı sırasında tuttuğu günlükten ibaret değil. kitapta hasan cevdet beyin çanakkale cephesinden sonra gittiği, görev aldığı doğu cephesinde, bitliste, tuttuğu günlük de yer almaktadır.. 1884te
Türk Tarihi
Kıyamet KoptuğundaHasan Cevdet Temizkanlı · Yeditepe Yayınevi · 201536 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·94 syf.··
2024 2. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2024 16:32
بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.. " “Bismillâh” her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim! Şu mübârek kelime, İslâm nişânı olduğu gibi, bütün mevcüdâtın lisân-ı hâl ile vird-i zebânıdır." Daha girişte bu cümleyle karşılaşmakla uzun süredir uzak kalışımın pişmanlığını iliklerime kadar hissettim. Bana ne kadar tesir ettiğini, içime nasıl nüfus ettiğini nasıl unutupta kendime bu kötülüğü yapıyorum hayret doğrusu. Ve pekte hayret değil aynı zamanda, bilakis en büyük kötülüğü zaten insan kendine etmiyor mu zaten. Bu kelimeler içe işleniyor. Tabiatın zikrine iştirak etmemek namümkün oluyor onunla beraber. Bu halkaya iştirakle tarifsiz bir sürur kaplıyor ruhu. Kalp gözünü açmaya, aralamaya kuvvetli bir kalem hiç kuşkusuz. Risaleyi methetmeye kelimelerimde, yeteneğimde yetmez doğrusu. Ondan nasibini alan her türlü kıyısından uzaklaşamaz; ön yargılı olana da ben ne desem tesir edemem. Sadece bize olan etkisini hafife almayın, bizi onarıp güzelleştirmesini küçümsemeyin demek istiyorum. Bizi hayatın olmazsa olmaz kelimeleri ve muhteviyatıyla buluşturuyor bu eserde; Zikir, şükür, fikir, ibadet, tevekkül, teslimiyet.. İmanda ne kadar büyük saadet, nimet ve lezzet oluşu. Bunların olmayışıyla doğan, insanın bütün benliğine nüfus eden hazin ve elim sonucu gösteriyor, temsili hikayeciklerle. Tekrardan görüyoruz ki iman olmasa bu dünyanın yükünü taşıyamayız.. yaşadıklarımızın, gördüklerimizin üstesinden gelemeyiz. "Demek, iman bir mânevi Tübâ-i Cennet çekirdeğini taşıyor. Küfür ise, manevi bir Zakkum-u Cehennem tohumunu saklıyor." Bu teşbihi hikayelerle bizi kıyısına getirdiği sonuç tam bir teslimiyetle böyle dile dökülüyor: "Demek, selâmet ve emniyet, yalnız İslâmiyet'te ve imândadır. Öyle ise, biz
Din İslam
Küçük SözlerBediüzzaman Said Nursî · RNK Neşriyat · 20062,869 okunma
Hiç kimsesi kalmamış olsa da, o kendisinden vazgeçmedi...
10/10
·626 syf.··
Beğendi
·
2023 3. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 29 Eylül 2023 13:43
Şu hayatta sevildiğiniz, yuva bildiğiniz, huzurlu ve ait hissettiğiniz hiçbir yer kalmadıysa bile durun ve derin bir nefes alıp kendinizi sevin, ona sahip çıkın. Ve unutmayın; zifiri karanlıklardan geçiyor olsanız da, sonunda elbet güneş doğacaktır. ... Lütfen ama lütfen bir an önce okuyun, okunmasına vesile olun dostlarım. Hele bir elinize alın, sonra zaten elinizden düşüremeyeceksiniz... 626 sayfa olmasına rağmen bir an bile sıkılmadan okuduğum bir kitap oldu. Küçük bir kız çocuğunun kendi ayakları üzerinde durabilen ve koşullar ne olursa olsun kendi fikirlerini özgürce ifade edebilen genç bir kadın oluşuna, yaşadığı tüm zorluklara, gönlünden geçen ve bazen de gönlünü delen tüm duygularına tanık oldum. Gördüm, duydum, hissettim. O yalnız olduğunu düşünse de ben hep yanıbaşında onunlaydım sanki. Karşısına çıkanların onun ruhunu görüp, hak ettiği şekilde sevmesini ve değer vermesini çok istedim kitap boyu. Ben seni çok sevdim Jane, bitmek tükenmek bilmeyen çaban ve heyecanınla, kendin olmaktan bir an bile vazgeçmeyişinle hep hatırımda kalacaksın. ... Ah Jane, canım Jane Eyre... O kendisini bu duyguların içinde hissettiğinde henüz 10 yaşında küçük bir kızdı. Annesini de babasını da kaybetmişti. Tek akrabası olarak bildiği dayısı ona sahip çıksa da kısa süre sonra o da uçup gitti bu dünyadan. Dayısının vasiyeti üzerine yengesi ve 3 kuzeniyle aynı evde yaşamaya devam etse de sürekli hor görülmüş, itilip kakılmış, kötü bir kız çocuğu olarak etiketlenmişti. Halbuki bir parça sevgi görse, nefretle değil ilgiyle onunla konuşmaya yeltenseler durum hiç de böyle olmayacaktı. Onun yüreği kocaman bir bahçe, sevgiye susamıştı. Bir süre sonra yengesi, kimsesiz çocukların olduğu yatılı bir okula gönderdi Jane'i. Bu okul, yönetimi nedeniyle oldukça disiplinli ve zor hayat
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,2bin okunma
reading the blind owl from perspective of nietzsche
Puan vermedi
Sadeq Hedayat is one of my favorite author in the literary world. The Blind Owl that introduced me to Sadeq Hedayat many years ago and it has entered my list of the best. Hedayat's masterpiece The Blind Owl attracted me with the very first lines, and caused me to experience a kind of hysteria with the last page of the book. Coming to the content of the book; the hero is a heavily depressed man who earn his income with the paintings. He takes alcohol and opium continuously to make himself numb and stop thinking. One day as he walks to the kitchen to deliver wine to his uncle, he sees the elderly man and the stunningly beautiful girl through a hole in his wall, which causes his lonely existence to change. After this sight, he begins to think her all day hysterically. One night, he finds her waiting at the door of his home. After this strange encounter, he searches for anything to offer her then goes to get a bottle of wine for her. When he brings the wine, he thinks that the girl is asleep, and drops a sip in her mouth. He did, however, realize that she had passed away.He wants to ignore the cold of death with the warmth of his body, but later on realizes that it's not working. Then, he henhe decides to bury the girl by dismembering her and packing her pieces into a suitcase since he thinks she has given up on life and given her soul to him. The old man he saw with the girl, the carriage driver who came to pick her up, his uncle who came to visit, and even himself in some parts of the book, are actually all the same person transformed according to his descriptions. All the characters transform into each other and repeat themselves like eternal recurrence, creating a metaphoric effect. Always different faces, but same suffering. According to
The Blind OwlSadık Hidayet · Alma books · 036,7bin okunma
8/10
·222 syf.··
Beğendi
·
2023 46. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2023 16:59
Cem Yayınlarının çok eski bir baskısını gördüm, elimde de var ama güncel YKY baskısını okumak için tercih ettim. Eski olan ise bir baskı tarihi olmadığı için ne zaman yayımlandığını bilemiyorum, kitapta da yazmıyordu. Köroğlu, Karacaoğlan ve Alageyik efsanelerimizin yazar tarafından itinayla gezilen Anadolu’dan özenle seçilerek toplanması ve Yaşar Kemal betimlemesi ile halka sunulmasıdır bu kitap. Nasihatlerin de birlikte verildiği bu satırlarda Köroğlu’nun ortaya çıkması ve Bolu Beyi ile olan mücadelesi bizlere anlatılır ki bazı kısımlarda rahmetli Cüneyt Arkın canlanırken (Ala Geyik diye filmi de var Cüneyt Arkın’ın, büyük usta be) aynı zamanda film müziğini de hafifçe mırıldandığımı anımsarım. Karacaoğlan ve onun yaşadığı çevre özelinde (bilhassa yazarın sürekli betimlemeleriyle karşımıza çıkan ve karış karış gözümüzde canlanan Çukurova başta olmak üzere) aşkı olan Elif anlatılır bizlere. Onun söyledikleri yahut ona ait olduğu söylenen sözler yanında türküler ve ağıtlar da kendine yer bulur. Alageyik ise geyik avcısı Halil ve onun bitmez av aşkı anlatılır. Sevdiği kadın Zeynep’e kavuşması ve ona yaktığı ağıt da kitapta kendine yer bulur. Bolu Beyini bizler her zaman Köroğlu karşısında olunca zalimliğiyle tanımıştır ancak kitabın tanıtımında iyi kalpli ve seven biri olarak karşımıza çıktığını görüyoruz, başlarda. Koca Yusuf’un gençliğine iniyoruz yazarın eşsiz betimlemeleriyle birlikte. Eşsiz diyorum çünkü bu döneme ait tek gözümde canlanan olay rahmetli ve kıymetli Cüneyt Arkın’ın Köroğlu isimli filmiydi. Hal böyle olunca gözümde bir şeyler daha da canlılaştı. Hele ki Ruşen Ali’nin doğuşu ve büyümesi. Tabi bu arada Koca Yusuf üzerinden ilerleyen hikâyede karşımıza çıkan en önemli unsur Bolu Beyi ve Osmanlı Sultanı arasındaki soğukluğu giderecek atlar ve bunun
Üç Anadolu EfsanesiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202514,1bin okunma