Bana 'hayran' olduğunu söylediğini söylediğinde, niye kızdım sana biliyor musun: Yalnızca Wittgenstein'in, Hayran olunmamaya çalış, sevilmeye çalış, sözünün aklıma gelmesi değildi, beni öfkelendiren.
'Hayranlık' zavallı birşeydir - çarpık birşey: Çoğunlukla, 'hayran' olunan, sahte bir büyüklük görünümü içindedir; 'hayran' olan da, yanlış bir küçüklük duygusu içinde...
Sahici ilişkide hayranlığa yer yoktur; çünkü, sahici ilişkide, iki kişi, biribirini iyi tanır -ya da iyi tanımağa çalışır (lar)-; iyi tanınınca da, her kişide ne kadar büyüklük', yücelik varsa, bir o kadar da 'küçüklük', alçaklık olduğu görülür-görebilen, görür.
"Kararsız mısın;
korkuyor musun;
istemiyor musun?"
diye sordum; sen de, hepsine birden, "Evet" dedin. Bunlar çok farklı şeyler oysa ki:-
'Kararsızlık' kişinin ötekine yönelik;
'korkmak' kendisine yönelik;
'isteksizlik' de ilişkiye yönelik,
yetersiz kalmasıdır.
Bunlar varsa, ilişki de hep biraz kaykık kalır.
İlişki, tam olmak için, kişilerde tam bir kararlılık, tam bir güvenlilik, tam bir isteklilik gerektirir- karşılıklı;
birlikte...
+ "...hiç bilemeyeceksin neden kırılgandır kelebekler... Suçlu olmuş olacaksın..."
- "Çok iyi bilirim 'kelebeklerin neden kırılgan' olduklarını : kelebek olmayı seçtiklerinden....
...
"Bir kadın 'seni seviyorum' derken aslında 'yüreğime bir çizik attın ve bu yüzden 'seni öldürebilirim' demektedir." diyordun.
-galiba Kemâl Demirel'den yıllar önce işittiğim; belki onun kendi sözü olan- o sözü anımsamıştım: Sevgi, iki insanın biribirlerinin yüzlerine bakmaları değil, birlikte aynı yöne bakmalarıdır.