mert bozdoğan

mert bozdoğan
@buzdi
3 okur puanı
Şubat 2026 tarihinde katıldı

mert bozdoğan

, bir kitap okudu
Puan vermedi·122 syf.·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Mart 2026 12:19
·
2026 4. kitabı
Don Miguel Ruiz
8.3/10 · 16,2bin okunma
Reklam
Bir savaşçıyla bir kurban arasındaki fark, kurban duygularını bastırır, savaşçı duygularını denetler. Kurban duygularını bastı-rır, çünkü duygularını göstermekten, söylemek istediğini söylemekten korkar. Savaşçı duygularını denetler ve onları doğru zamanda ifade eder. Ne daha önce ne daha sonra. Bu nedenle savaşçılar sözlerinde özenlidir. Duygularını ve davranışlarını yönetme konusunda tam bir kontrole sahiptir.

mert bozdoğan

, bir kitap okudu
Puan vermedi·320 syf.·
12 günde okudu
·
Okunma: 06 Mart 2026 11:38
·
2026 3. kitabı
İsmail Hakkı Aydın
8.2/10 · 402 okunma
Alexander Fleming, 1920'li yıllarda iken İskoç bir çobandı... Ormanda imdat diye bir ses duyuyor, koşuyor bakıyor ki, çıplak bir adam gölde boğulmak üzere, atlıyor ve adamı kurtarıyor. Sonra evine getiriyor, çamaşırlarını kurutuyor, yardımcı oluyor ve gönderiyor. İki gün sonra teşekkür etmeye geliyorlar. Bu adam Churchill. Diyor ki, biz size bir şey yapmak istiyoruz, bu çocuğu biz okutalım, diyor. Alexander Fleming'e burs veriyor ve okutuyor. Yıllar geçiyor, bir gün mikroplar üzerinde çalışırken Petri kutusu içerisinde kanlı agar dediğimiz yani içerisine mikrop koyulur, mikropla mikroorganizma büyütülür... Kültür yaparız kısaca. Bu Petri kutusunda mikroplar üzerinde çalışıyor, o zaman -1920'li yıllar-daha antibiyotikler bulunmamış. Peynir yemiş akşam-dan, peynirin küflerini kazımış atmış çöpe, Petri kutularının bir kısmını da o çöpe atmış. Sabahleyin erkenden gelmiş, Allah öyle yapacak ya "El hayru fi mâ vaka" "Olan her şeyde bir hayır vardır", sabah daha hademe gelip de o çöpleri boşaltmadan Fleming gelmiş ve bakmış ki, çöp kutusunun içerisinde mikroplar üremiş ama bir yerde ürememiş. Dikkatlice bakınca o peynir küflerinin düştüğü yerde ürememiş. Orada Alexander Fleming, bu niye olmuş böyle, diyerek merak ediyor. "Neden-niçin?" diye araştınyor. Bu sefer bakıyor ki küf olan yerde mikroplar ölmüş. Penisilini buluyor bu adam 1927'de. O arada Ingiltere Libya'yı işgal etmiş, Tobruk'ta. (Ben bunu Churchil' in torunundan, 2005 yılında Chicago'da dinledim.) Chur-chill, Tobruk'ta ateşleniyor, 39 derece ateş, ter... Ölmek üzere. Ne yapalım, ne edelim? Diyorlar ki, deney safhasında bir ilaç var, isterseniz bunu kullanalım. Fakat Churchill unutmuş o adamı, yani Alexander Fleming'i okuttusunu. En sonunda ozel ugakla alyorlar 1928 yılında, Alexander Fleming'i İngiltere'den Tobruk'a
Menkıbe
Cübbesi, tespihi, sarığı olan, sakalı uzamış bir derviş, elinde 9999’luk tespih ile yolda giderken, genç bir kız görüyor. Servi boylu, fidan gibi, elma yanaklı bir kız ve kucağında bir şey var. Derviş: “Kızım nereye gidiyorsun, kucağında ne var?” diye soruyor. Kız cevap veriyor: “Derviş baba, eşim tarlada çalışıyor, ona elma götürüyorum” diyor. Derviş baba ise: “Aman kızım, bu kadar elmayı ne yapacaksınız, kaç tane elma götürüyorsun kocana?” diye soruyor. Genç kız çok hikmetli bir cevap veriyor: “Derviş baba, insan sevdiğine sayarak mı verir” diyor. Kız bunu der demez dervişin 9999’luk tespihi birden kopuyor ve taneler yere savruluyor. Şimdi biz Allah’ı zikretmeyi sayılara bağlamışız, niye?