Kısa bir süre sonra bana yakında ölecekmişim gibi gelmeye başlamıştı ancak bu kritik durumda kaygılarım, yoldaşlarımın çoğundan farklıydı. Onların sorusu şuydu: "Kamptan sağ çıkabilecek miyiz? Çıkamazsak tüm bu acıların bir anlamı olmayacak." Benim kafamı kurcalayan soru ise şöyleydi:
"Bunca acının, bunca ölümün bir anlamı var mı? Eğer yoksa o halde yaşamın da bir anlamı yoktur çünkü anlamı hasbel-kader kaçıp kurtulmaya bağlı olan bir yaşam nihai anlamda yaşamaya değmez!"
Hayatın hâlâ onu beklediğini ve bir insanın, onun dönüşünü umduğunu ona hatırlatmak gerekiyordu. Peki özgürlükten sonra? Bazı insanlar, onları bekleyen kimse olmadığını gördü. Kampta sadece anılarından cesaret bulduğu insanın artık var olmadığını öğrenen insanın vay haline! Düşlediği gün sonunda geldiğinde, onu hayal ettiği gibi bulmayan insana vahlar olsun! Belki bir trene binmiş, yıllardır zihninde canlandırdığı ve sadece o haliyle gördüğü eve gitmiş, zile basmış ve tam da binlerce kez düşlediği şeyi yapmaya hazırlanırken kapıyı açması gereken kişinin artık orada olmadığını ve bundan sonra hiç olmayacağını öğrenmiştir.