Bir itirafta bulunacağım. Take'yi seviyorum. En başından beri seviyordum onu. Problem Mabo değildi. Bir şekilde Take'yi unutmak için, Mabo ile yakınlaşmak istedim sadece. Mabo'yu sevmeye çalışsam da nedense yapamadım. Sana yolladığım mektuplarda da sadece Mabo'nun cazibesinden bahsedip, Take hakkında kötü şeyler yazdım ama bunu, seni kandırmak için yapmadım. Böyle yazarak kalbimdeki duyguları silmek istedim. Anlayacağın yeni ben, Take'yi düşündüğünde vücudunda bir ağırlık hissediyor ve kanatlarını kaybediyor. Aynı bir domuzun kuyruğu gibi sıkıcı birisine dönüşmekten endişe duyuyor. Bir şekilde, bu yeni adamın yüzünde duygular kolayca şekillenebiliyor. Take'ye karşı kayıtsız kalmak istiyor. Kendimi ve yüreğimi; Take'nin yalnızca iyi bir insan olduğunu, onun büyük bir çipuraya benzediğini ve alışverişte kötü olduğunu söyleyerek avuttum. Onu, sürekli aşağılamaya çalıştım. Yaşadığım ızdırabın boyutunu biraz anlamaya çalış lütfen.
"Yazmak istemiyorum diye bir şey yok aslında" dedi Sumire. Biraz düşündü. "Yazayım diye düşündüğümde hiçbir şey yazamıyorum sadece. Masanın başına oturduğumda hiçbir şey gelmiyor aklıma, ne bir düşünce, ne bir cümle, ne bir manzara. Hiçbir şey! Çok değil kısa bir süre önce o kadar çok şey yazıyordum ki. Acaba ne oldu da bu hale geldim?"
"Ben işe yaramaz bir lezbiyen olsam bile, şimdiye dek olduğu gibi arkadaşım kalacak mısın?"
"Sen işe yaramaz bir lezbiyen olsan da, bir şey değişmez. Sensiz bir yaşam, 'Mack the Knife' parçasının yer almadığı bir Best of Bobby Darin albümü gibi olurdu."
Aynı çatı altında yaşadığım, annem, babam ve ablam olan bu insanları ve onların hayattan beklentilerini hiç anlayamamıştım; aynı şekilde onların da benim nasıl bir insan olduğumu ve hayattan neler beklediğimi hiç anlamadıklarını düşünüyordum. Böyle şikayet ediyor olsam da aslında ben kendim de hayattan ne beklediğimi bilmiyordum.