Emine Bayar

“Dirilişin Sorumluluğu”
Puan vermedi·68 syf.··
2026 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 22:59
Sezai Karakoç’un Diriliş Neslinin Amentüsü eserinde ortaya koyduğu bu düşünceler, benim için sadece bir fikir değil, aynı zamanda bir duruş, bir sorumluluk çağrısıdır. “Kültürsüz ekonomi, ekonomisiz kültür düşünülemez” ifadesi, hayatın parçalanamaz bir bütün olduğunu çok açık şekilde anlatıyor. Bana göre de bir toplumun ruhu olan kültür ile onu ayakta tutan ekonomi birbirinden koparıldığında geriye ya kimliksiz bir refah ya da güçsüz bir ideal kalır. Karakoç burada dengeyi değil, bütünlüğü savunuyor. Metinde en çok dikkatimi çeken nokta, bu bütünlüğün temelinde inanç ve ahlakın yer almasıdır. İnançsız bir kültürün içi boşalır, ahlaksız bir ekonominin ise insanlığa faydası olmaz. Bu yüzden Karakoç’un çizdiği çerçevede Müslüman sadece inanan biri değil; aynı zamanda düşünen, üreten, koruyan ve dirilten bir şahsiyettir. “Müslüman kuvvetli olmak zorundadır” fikrini ben, sadece maddi güç olarak değil; irade, bilinç ve karakter gücü olarak anlıyorum. Çünkü burada amaç sadece kendini korumak değil, aynı zamanda zulmün dünyaya hâkim olmasına engel olmaktır. Bu da pasif bir iyilik değil, aktif bir mücadele gerektirir. Metindeki semboller ise çok derin ve çarpıcı: “Domuza karşı aslan, yılana karşı kartal...” ifadeleri bana şunu düşündürüyor: İnsan, karşılaştığı kötülüğe göre tavır almalı; gerektiğinde güçlü, gerektiğinde zarif, gerektiğinde de hikmetli olmalıdır. Bu bir dönüşüm çağrısıdır aslında. Tek tip değil, bilinçli ve yerinde bir duruş. “Yeniden doğacaksın” vurgusu ise benim için en etkileyici kısmıdır. Bu, sadece bireysel bir değişim değil; bir medeniyetin yeniden ayağa kalkmasıdır. Kendi kıyametini yaşayıp dirilmek, insanın önce iç dünyasında bir devrim yapması anlamına geliyor. Ancak bu şekilde dünyaya yeniden anlam katabiliriz. Sonuç olarak bu metni kendi adıma
Diriliş Neslinin AmentüsüSezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 202222,4bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
TANRI ESERLERİ ARACILIĞIYLA BİLİNİR...
Puan vermedi·112 syf.··
2026 1. kitabı
Enis Doko’nun kaleme aldığı Dahi ve Dindar: Isaac Newton, modern dünyada yaygın kabul gören “bilim ile din zorunlu olarak çatışır” yargısını tarihsel ve felsefî açıdan sorgulayan önemli bir çalışmadır. Kitap, modern bilimin kurucu isimlerinden biri olan Isaac Newton’un bilimsel dehası ile derin dindarlığı arasındaki ilişkiyi merkeze alarak, bilim–din geriliminin kaçınılmaz olmadığı tezini savunur. Eserin temel amacı, Newton’un yalnızca matematik ve fizik alanında bir dahi değil, aynı zamanda Tanrı, vahiy ve ilahî düzen üzerine yoğun biçimde düşünen bir mütefekkir olduğunu ortaya koymaktır. Enis Doko, Newton’un bilimsel çalışmalarını dinî inançlarından bağımsız göstermeye çalışan modern yorumlara karşı çıkar ve Newton’un doğa anlayışının arkasında güçlü bir teistik dünya görüşü bulunduğunu vurgular. Kitapta özellikle şu düşünce ön plana çıkar: Tanrı, zatı itibarıyla doğrudan bilinemez; ancak eserleri aracılığıyla bilinebilir. Newton’a göre evrende gözlemlenen matematiksel düzen, uyum ve süreklilik, kör tesadüfle açıklanamayacak kadar derindir. Bilim, Tanrı’yı inkâr eden bir faaliyet değil; Tanrı’nın evrene koyduğu düzeni keşfetme çabasıdır. Bu yönüyle bilim, Newton için teolojiye rakip değil, onu destekleyen bir bilgi alanıdır. Enis Doko, kitap boyunca Newton’un kilise dogmalarına yönelttiği eleştirilerin onun dindarlığını zayıflatmadığını; aksine daha bilinçli ve sorgulayıcı bir inanç biçimine işaret ettiğini gösterir. Böylece kilise karşıtlığı ile Tanrı inancı arasındaki fark net biçimde ortaya konur. Newton’un teolojik metinlere ayırdığı zamanın, bilimsel çalışmalarına ayırdığından daha fazla olması, onun dinle ilişkisini yüzeysel bir inanıştan öteye taşır. Eserin bir diğer önemli katkısı, “bilim–din çatışması” söyleminin tarihsel bir mit olduğunu göstermesidir.
Isaac NewtonEnis Doko · Tin Yayınları · 2024383 okunma
Modern zihin, irade felci ve anlam kaybı
10/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2025 4. kitabı
·
47 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2025 00:04
Elimde olsa, Hekaton’la Son Tango’yu tüm insanlığa okutmak isterdim. Çünkü bu kitap, sadece bir okuma değil; insanın kendine, özüne ve hakikatine doğru yaptığı sarsıcı bir yüzleşme. Çevremizde normalleştirilen pek çok sapmayı, ruhen bizi felce uğratan sistemleri, kadın ve erkeğin yaratılıştan gelen asli kodlarının nasıl bozulduğunu gözler önüne seriyor. Modern dünyanın kalabalığı içinde öz benliğimizi, insanlığımızı, hatta irademizi nasıl kaybettiğimizi tokat gibi hatırlatıyor. Unutturulan fıtratımızı, bastırılan hakikatimizi, ve en çok da “Bir”lik açlığı çeken ruhumuzu yeniden fark ettiriyor. İnsanın özünü unuttuğu bu çağda, bu kitap bana insan kalmanın ne demek olduğunu yeniden öğretti. Sadece aklıma değil, kalbime ve vicdanıma da dokundu. Mustafa Merter, Hekaton’la Son Tango adlı eserinde eşcinselliği, modern dünyada fıtratı bozan ve insanın yaratılış hakikatinden uzaklaşmasına neden olan bir sapma olarak ele alır. Bu durumu bireysel bir tercih değil, sistemli bir yozlaşmanın ve kimlik parçalanmasının sonucu olarak görür. Kadın ve erkeğin muhabbet dolu, meşru bir birlikteliğiyle tamamlanması gereken insan, cinsiyet kimliğinde yaşadığı kırılmayla bu “bir”likten mahrum kalır. Merter’e göre eşcinsellik, sadece bireysel bir yönelim değil; fıtratı ve hakikati hedef alan ideolojik bir dönüşüm projesinin parçasıdır. Herkesin okumasını şiddetle tavsiye ederim. okumaya başlayacak olanlar için şimdiden keyifli okumalar. Not: kitap da. Bazı alıntılarim kendi cümlelerim çok uzun paragragraflari gerçek anlamı dışına çıkmadan üslubu koruyarak yazmaya çalıştım.
Hekaton'la Son TangoMustafa Merter · Ketebe Yayınları · 20251,213 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2025 3. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2025 03:51
Bu kitap beni öylesine derinden etkiledi ki, bitirdikten sonra uzun süre zihnimde yankılanmaya devam etti. Rasim Özdenören’in Gül Yetiştiren Adamı, sadece bir hikâye değil; adeta iç dünyamda bir yolculuktu. Kitapta tanıştığım gül yetiştiren yaşlı adam, dünya ile bağını büyük oranda koparmış, sessizce kendi bahçesinde, kendi evreninde yaşayan biriydi. Onun gülleriyle kurduğu ilişki, sıradan bir bahçıvanın çiçek bakımı değil; sanki iç dünyasını terbiye etme, sabrı ve sevgiyi arayış hâliydi. Her bir gül, bana sabrı, beklentiyi, ümidi hatırlattı. Ama beni en çok etkileyen şey, Sitare Yıl Seven karakteriydi. Sitare, yaşlı adamın kalbinde iz bırakmış, bir sevda mıydı, bir hayal mi? Belki de her ikisi. Kitap boyunca Sitare’nin varlığı, bana unutulmuş ama hala hissedilen bir sevginin izlerini taşıdı. Gül yetiştiren adamın güllere bakarken aslında Sitare’ye duyduğu özlemi büyüttüğünü hissettim. Rasim Özdenören’in dili sade ama bir o kadar da derin. Cümlelerin altında o kadar çok anlam saklı ki; her bir satırı okurken durup düşündüm. Kitabın manevi yönü, insanın dünyayla kurduğu bağı, kalabalıklar içinde yalnızlaşmasını, modernleşen toplumda değerlerin eriyip gitmesini o kadar zarif bir şekilde anlatıyor ki… Bu kitap bende sadece bir hikâye değil, bir ruh hâli bıraktı. Bitirdiğimde, kendi içimdeki “gül yetiştiren yanımı” düşündüm. Ben neyi büyütüyorum? Benim iç bahçemde hangi güller soluyor ya da yeşeriyor? Kitap bana, kalabalıklarda kaybolmuş modern insanın, aslında içsel bir hicretle Allah’a yönelmesi gerektiğini düşündürdü. Sessizlik, tefekkür, sabır ve teslimiyet... Bu kitapta beni en çok etkileyen kavramlardı. Her müminin okuyup kendi nefsiyle yüzleşmesi gereken bir eser diye düşünüyorum. Son olarak diyebilirim ki Gül Yetiştiren Adam, aceleye gelmeden, sindire sindire
1000Kitap
Gül Yetiştiren AdamRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 202121,6bin okunma
Puan vermedi·142 syf.··
2025 2. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 02 Mart 2025 07:03
Dücane Cündioğlu’nun "Cenâb-ı Aşk" adlı kitabı, aşk kavramını tasavvufî ve felsefî bir derinlikle ele alan bir eserdir. Yazar, klasik İslam düşüncesinden beslenen bir üslupla aşkın mahiyetini, insan ruhundaki yerini ve Allah’a vuslat yolculuğundaki rolünü inceliyor Cündioğlu, aşkı sadece romantik veya mecazi bir olgu olarak değil, insanın varoluşsal arayışıyla ilintili bir hakikat olarak sunuyor. Kitap boyunca Mevlânâ, İbn Arabî, Hallâc-ı Mansûr gibi mutasavvıfların aşk anlayışlarına sıkça göndermeler yapılıyor. Özellikle "aşkın marifetle ilişkisi", "nefsin arınma sürecinde aşkın rolü" gibi konular derinlemesine işleniyor. Dücane Cündioğlu’nun felsefî derinliği ve dili oldukça etkileyici. Ancak bu kitap, basit ve akıcı bir anlatıma sahip olmaktan çok, yoğun ve derin okumalar gerektiren bir eser. Yazarın kelime seçimleri ve cümle yapıları, okuyucuyu düşünmeye ve sorgulamaya sevk ediyor. 1. Aşkın İlahi Boyutu: Kitap, aşkın sadece insana yönelik bir duygu olmadığını, gerçek aşka ulaşmanın ancak Allah’a yönelmekle mümkün olacağını vurguluyor. 2. Tasavvufî Derinlik: Aşk, bir hâl veya duygu değil, insanın varoluş amacına hizmet eden bir keşif yolculuğu olarak ele alınıyor. 3. Felsefi Yaklaşım: Cündioğlu, aşkı sadece duygusal bir mesele olarak görmüyor, aynı zamanda onun epistemolojik (bilgiyle ilgili) bir tarafı olduğunu da anlatıyor. Cenâb-ı Aşk, aşkın ilahi ve insanî boyutlarını anlamak isteyenler için zihin açıcı bir eser. Ancak, felsefî ve tasavvufî metinlere aşina olmayanlar için ağır gelebilecek bir dili var. Derin okumalar yapmayı sevenler için ise çok kıymetli bir kaynak. Eğer tasavvuf ve aşk ilişkisini daha iyi kavramak, aşkın hakikatine dair derinlikli bir bakış kazanmak istiyorsanız, "Cenâb-ı Aşk" kesinlikle okumanız gereken bir kitap.
Tasavvuf Felsefesi
Cenab-ı AşkDücane Cündioğlu · Kapı Yayınları · 20171,222 okunma