Şeyda

Şeyda
@byseydanur
Editör
Üsküdar Üniversitesi
İstanbul
19 Mayıs
173 okur puanı
Ekim 2017 tarihinde katıldı
10/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2026 02:20
“Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.” Bazı kitaplar okunmaz. Yaşanır. Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm’ü tam olarak böyle bir kitap. Ölümü anlatıyor ama korkutmuyor; daha çok durduruyor, yavaşlatıyor, susturuyor. Bir babayla kurulan ilişki üzerinden veda etmeyi, geride kalmayı, söylenememiş cümleleri anlatıyor. Büyük olaylarla değil, küçük anlarla. Bir bahçe, bir sessizlik, yarım kalan bir konuşma… Okurken bazı satırlarda durdum. Bazı cümleler fazla tanıdıktı. Belki de bu yüzden, sayfalarımda epey iz kaldı. Bahçıvan ve Ölüm bana şunu hatırlattı: Sevdiklerimiz gittikten sonra onlar eşyalarda, alışkanlıklarda, kelimelerde yaşamaya devam ediyor. Ama şunu söyleyebilirim… Bu kitabı okuyan herkes, kendi kayıplarını da biraz hatırlıyor. “Ölüm sensiz olgunlaşan bir kiraz ağacıdır.” Georgi Gospodinov Bahçıvan ve Ölüm
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma
Reklam
8/10
·308 syf.··
2025 12. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 30 Kasım 2025 01:31
Sándor Márai bu kitapta hakikatin tek bir yüzü olmadığını, her insanın kendi gerçeğini yaşadığını usulca fısıldıyor. İşin Aslı’nda sözü alan bir erkekti; Judit ve Sonrası’nda ise uzun süre susturulmuş, kenarda bırakılmış bir kadının sesi yükseliyor. Ve insan şunu fark ediyor: Aynı hikâye, anlatanı değiştiğinde bambaşka bir yere savrulabiliyor. Judit’in anlatısı; sınıf farkını, kırılgan gururu, sevmenin içindeki hırsı ve çoğu zaman görmezden gelinen yaraları açığa çıkarıyor. Bu yalnızca bir aşk hikâyesi değil; kimin konuşma hakkına sahip olduğu, kimin hikâyesinin eksik bırakıldığıyla ilgili sert bir yüzleşme. Márai okura şunu soruyor: Gerçek dediğimiz şey, gerçekten kimin ağzından çıkıyor? Bu kitap bende şunu bıraktı: Bazı hikâyeler geç anlatılır. Ama geç anlatılanlar, çoğu zaman en çok can yakanlardır. hakikatin tek bir yüzü olmadığını, her insanın kendi gerçeğini yaşadığını usulca fısıldıyor. İşin Aslı’nda sözü alan bir erkekti; Judit ve Sonrası’nda ise uzun süre susturulmuş, kenarda bırakılmış bir kadının sesi yükseliyor. Ve insan şunu fark ediyor: Aynı hikâye, anlatanı değiştiğinde bambaşka bir yere savrulabiliyor. Judit’in anlatısı; sınıf farkını, kırılgan gururu, sevmenin içindeki hırsı ve çoğu zaman görmezden gelinen yaraları açığa çıkarıyor. Bu yalnızca bir aşk hikâyesi değil; kimin konuşma hakkına sahip olduğu, kimin hikâyesinin eksik bırakıldığıyla ilgili sert bir yüzleşme. Márai okura şunu soruyor: Gerçek dediğimiz şey, gerçekten kimin ağzından çıkıyor? Bu kitap bende şunu bıraktı: Bazı hikâyeler geç anlatılır. Ama geç anlatılanlar, çoğu zaman en çok can yakanlardır.
İşin Aslı, Judit ve SonrasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20194,501 okunma
9/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2025 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 09 Ekim 2025 15:20
Bazı kitaplar olur, kapağını kapattıktan sonra bile karakteri zihninde yaşamaya devam eder. Sinem Sal’ın Bizim Zamanımız tam da böyle bir kitap benim için. Okurken sadece bir hikâyeyi değil, bir insanın kendiyle hesaplaşmasını, içsel çatışmalarını, kırılganlıklarını ve dirençlerini de okudum. Yazarın dili o kadar akıcı, anlatımı o kadar samimi ki, bir noktadan sonra sanki karakterin zihnine misafir olmuşsun gibi hissediyorsun. Bu kitabı okumama sebep olan @ensofbook’a ayrıca teşekkür etmem gerekiyor. Onun yorumlarını okurken bir anda kendimi kitabı satın alırken buldum ve iyi ki de öyle olmuş. Kitapta karakterin kendini en çok tanımladığı satırlar bana kalırsa şunlardı: “Ben her şeyin sonuna kadar giderim. Toz alırsam camlara kadar giderim, piyango alırsam loto oynamadan bırakmam, seversem sonuna kadar savunurum, aşık olursam ciğerimi bile veririm ve yalan söylersem açığa çıkana kadar başka yalanlar da söylerim.” Bir cümleyle karakterin tüm ruhu, tüm iç dünyası özetlenmiş gibiydi. Ve bir başka alıntı da kalbime dokundu: “Çaresizlik, insana umut icat ettirir.” “Bizim Zamanımız”, sevmenin, kaybetmenin, direnmenin ve kendini bulmanın hikayesi. Gerçek, kırık, ama bir o kadar da umut dolu. Okudukça kendi iç sesine, kendi geçmişine dokunuyorsun sanki. Kısacası çok beğendim ve artık ben de gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. Sırada Behice’nin Yarım Kalan İşleri ve Mihrap var… Ve son olarak… “Dalyan gibiler yüzünden kahve soğur, güven biter!” Sevgilerimle
Bizim ZamanımızSinem Sal · Karakarga Yayınları · 20211,859 okunma
8/10
·216 syf.··
2025 10. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 21 Eylül 2025 11:22
Hikâyemiz bir cenaze evinde başlıyor. Babasını kaybeden Melike’nin duyguları, yaşadıklarını anlamlandırma çabası ve ev ortamındaki gözlemleriyle onun dünyasına adım atıyoruz. Cenazenin ağır havası bir anda Melike’nin zeki ve sivri düşünceleriyle dağılıyor, yerini kahkahalara bırakıyor. Böylece kitap, hüzünle eğlenceyi aynı potada eriten bir dille ilerliyor. Ben bu satırların arasına girerken, Unutursam Geçer Belki’nin adının düşündürdüğü şeyle yüzleştim: Gerçekten unutursak geçer mi? Aslında geçmiyor. Derinde açılan yaralar kapanmıyor, sadece üzerini örten anılarla biraz olsun hafifliyor. İşte bu yüzden kitap, okurken hem hüzünlendiriyor hem de bir anda gülümsetebiliyor. Melike’nin laf cambazlığı, yaşından büyük sözleri çoğu zaman içimizde tuttuğumuz duyguları dışa vuruyor. Okurken kendimden parçalar buldum, birçok bölümde gözlerim doldu; ama Melike öyle bir karakter ki o hüzünlü anları bile tatlı bir tebessüme dönüştürüyor. Çok samimi, çok bizden, çok gerçek… Küsurat Yayınları’nın güçlü kalemlerinden çıkan bu eser, bana göre sadece bir hikâye değil; aynı zamanda “unutmanın mümkün olup olmadığını” sorgulatan bir yolculuk… Ben kitabı okurken hem kendi içimde dolaştım hem de Melike’nin gözlerinden dünyaya baktım. Kısacası Unutursam Geçer Belki, kolay kolay unutulmayacak kitaplardan biri benim için Unutursam geçer belki… Ama belki de asıl mesele unutmak değil, hatırlayarak yaşamayı öğrenmektir.
Edebiyat & Roman
Unutursam Geçer Belkiİnci Büşra Aksak · Küsurat Yayınları · 202220 okunma
Filmden Sonra…
10/10
·256 syf.··
2023 2. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 21 Şubat 2023 13:35
Melody Brooks, 11 yaşında selebral palsi hastası bir çocuk. Yürüyemiyor, konuşamıyor ve bu yüzden çoğu insan onun zihinsel engelli olduğunu düşünüyor. Oysa Melody’nin iç dünyası hayallerle, zekâyla ve öğrenme isteğiyle dolu. Konuşamadığı için kendini ifade etmekte zorlanıyor ama pes etmiyor; sessizliğinin içinde kocaman bir ses taşıyor. Ben bu hikâyeyi ilk olarak İçimdeki Müzik kitap serisiyle tanımıştım. Kitapları hayranlıkla okurken hep bir gün film olmasını hayal etmiştim. Bu hayalin gerçeğe dönüşmesi benim için tarifsiz bir mutluluk oldu. Melody Brooks karakterini beyaz perdede görmek çok güzeldi. Onun azmine, zekâsına ve içindeki müziğe tanık olmak insana umut veriyor. Ama itiraf etmeliyim ki seriyi okuyan biri olarak filmin kitapların yanında biraz eksik kaldığını hissettim. Kitaplar çok daha detaylıydı, Melody’nin dünyasına daha derinlemesine dokunuyordu. Yine de film, hikâyeyi merak edenler için kesinlikle izlenmeye değer. Benim için kitaplar bir adım önde olsa da film, Melody’nin sessizliğinin arkasındaki güçlü sesi duyurmayı başarıyor.
İçimdeki MüzikSharon M. Draper · Timaş Genç Yayınları · 202139,8bin okunma
Reklam