Bazı kitaplar olur, kapağını kapattıktan sonra bile karakteri zihninde yaşamaya devam eder. Sinem Sal’ın Bizim Zamanımız tam da böyle bir kitap benim için.
Okurken sadece bir hikâyeyi değil, bir insanın kendiyle hesaplaşmasını, içsel çatışmalarını, kırılganlıklarını ve dirençlerini de okudum. Yazarın dili o kadar akıcı, anlatımı o kadar samimi ki, bir noktadan sonra sanki karakterin zihnine misafir olmuşsun gibi hissediyorsun.
Bu kitabı okumama sebep olan @ensofbook’a ayrıca teşekkür etmem gerekiyor. Onun yorumlarını okurken bir anda kendimi kitabı satın alırken buldum ve iyi ki de öyle olmuş.
Kitapta karakterin kendini en çok tanımladığı satırlar bana kalırsa şunlardı:
“Ben her şeyin sonuna kadar giderim. Toz alırsam camlara kadar giderim, piyango alırsam loto oynamadan bırakmam, seversem sonuna kadar savunurum, aşık olursam ciğerimi bile veririm ve yalan söylersem açığa çıkana kadar başka yalanlar da söylerim.”
Bir cümleyle karakterin tüm ruhu, tüm iç dünyası özetlenmiş gibiydi.
Ve bir başka alıntı da kalbime dokundu:
“Çaresizlik, insana umut icat ettirir.”
“Bizim Zamanımız”, sevmenin, kaybetmenin, direnmenin ve kendini bulmanın hikayesi. Gerçek, kırık, ama bir o kadar da umut dolu.
Okudukça kendi iç sesine, kendi geçmişine dokunuyorsun sanki.
Kısacası çok beğendim ve artık ben de gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.
Sırada Behice’nin Yarım Kalan İşleri ve Mihrap var…
Ve son olarak…
“Dalyan gibiler yüzünden kahve soğur, güven biter!”
Sevgilerimle