Tutsak edenin ve kurbanın birbirine karıştığı, arzu edilenle- edilmeyenin satır aralarındaki benzerliği dehşet verici derecede ürkütücü.
Kitabın ilk kısmında Fred'i, hissettiklerini, olaya yaklaşımını okuyoruz. Ve okurken ondan tiksinmemek elde değil. İkinci kısımda ise kaçırılan kız Miranda'nın ağzından olayları okuyoruz. Ki aslında ilk kısımdan çok daha çelişkili bir benzerlik bu kısımda yatıyor. Fred hayatta istediği her şeye sahip olma şansı varken nasıl sadece Miranda'dan bahsediyorsa, Miranda da kapalı kaldığı ortamda sadece hayattan, sanattan ve yanında olmak istediği g.p.'den bahsediyor.
Bir de Fred'in her yaptığı olaya, kendi içerisinde huzurlu olabilecek şekilde kılıflar uydurması, vicdanını hatırlatması, kendini -kendine- haklı çıkartmaya çalışması çok tanıdık gelirken bir yandan da üzüyor.
Miranda'nın Fred'le karşılaştırdığı ve hep diğer insanlardan üstün gördüğü g.p'de Fred gibi Miranda'ya aşık ve o da onu elde edemeyeceğinin farkında. Ancak Fred'in aksine Miranda'ya karşı gayet sakin. "benimle sevişir misin" ya da "benimle evlen" derken bile sakin. Nitekim Miranda hikayenin sonlarına doğru ona aşık olduğunu düşünüyor ama bu g.p.'nin de hissettiği Fred'inkine benzer bir çaresizliği değiştirmiyor. Çok güzel biri var ama asla sana ait olmayacağını bilme hissi.
Bu arada kitabın ilginç bir özelliği ise; kaçırılan Miranda'nın yazdıklarının koleksiyoncunun anlattıklarının arasına hapsedilmiş olması. Kitap koleksiyoncu ile başlar, Miranda'ya geçer ve koleksiyoncuyla biter. böylece Miranda'nın hapsolmuşluğu kitabın yapısıyla da vurgulanır.