"Seninle karşılaştık, bana methiyeler yağdırdın ve bana güzeliğimin bir gurur vesilesi olacağını öğrettin. Bir gün, beni arkadaşlarından biri ile tanıştırdın ve o da bana gençliğin mucizelerinden bahsetti. Sonra güzelliğin harikuladeliğini bana apaçık gösteren portremi bitirdin. O deli zamanımda kim bilir belki de senin dua diyebileceğin bir dilek tutmuş olmamdan ötürü pişman mıyım, hala bilmiyorum..."
Onu yalnız başıma görmek istemiyorum. Beni sinirlendiren şeyler söylüyor çünkü. Bana durmadan nasihat ediyor.
Lord Henry gülümsedi, "İnsanlar kendilerinin muhtaç olduğu şeyi başkalarına vermeye pek düşkündürler. Ben buna cömertliğin son haddi diyorum."
Ve ben Harry, ruhumu bağışladığım kişinin ona, sanki ceketine iliştirilmiş bir çiçek, kıyafetini daha çekici kılan bir aksesuar yahut bir yaz günü süsüymüş gibi muamele ettiğini hissediyorum.