Bence de yapmayın yaaniii
"Siz hiç Müslüm Gürses şarkısı açıp, Sevdiğinizin fotoğrafını öpüp ağladınız mı? Ben yapmadım. Yapmayın canlar öyle şeyler, manyak mısınız? " (Ç)alıntı
Kim dünyada bir mü'minin ayıbını örterse, kıyamet günü Allah da (c.c) onun ayıbını örter. — Kütüb-i Sitte
Din
Reklam
...eğer fazla kilolu iseniz !!!
el-Hüseyin bin Abdurrahman şöyle dedi: Bazı âlimler şöyle dedi: "Eğer fazla kiloluysanız, kilo verene kadar kendinizi kronik hasta olarak kabul etmelisiniz." [ el-Cû' ibn Ebî ed-Dünya]
EDİLLE-İ ŞERİYYE'NİN TERSİNE ÇEVRİLMESİ...
(...) Tarihselci bakışta Sünnet, Kur’ân’ın Allah Resûlü tarafından tebliğ, tebyin ve tatbik edilmiş bağlayıcı şekli olmaktan çıkar; belirli bir tarihî vasatta oluşmuş tecrübe ve vesile hâline gelir. Böylece Sünnet’in normatif ve tarih-üstü örneklik vasfı zayıflar. Oysa Kur’ân’ın ilk muhatabı doğrudan doğruya Allah Resûlü’dür. “Vahiy önce Peygamber’e geldi” demek, “Kur’ân’ın ilk anlayış merkezi, ilk tatbik merkezi ve ilk insanî karşılığı Allah Resûlü’dür” demektir. O hâlde Kur’ân’ın ilk muhatabı olan Allah Resûlü, Kur’ân’a herhangi bir insan gibi muhatap değildir; vahye mutlak muhatap olan, onu en yüksek idrâk, en yüksek tatbik ve en yüksek temsil seviyesinde taşıyan zâttır. Bu yüzden Allah Resûlü’nün Kur’ân’a muhataplığı “Mutlak Muhatap Anlayış”tır. Kur’ân Allah Resûlü’ne nazil olur; Allah Resûlü onu bildirir, açıklar, yaşar, hükme bağlar, cemaat kurar, insan yetiştirir. Bu bütünlük Sünnet’tir. Ehl-i Sünnet açısından Sünnet, Kur’ân’ın dışında ikinci bir tarihî veri değil, Kur’ân’ın Allah Resûlü’nde açıklanmış, yaşanmış ve ümmete intikal etmiş bağlayıcı tatbikidir. __Sünnet tarihîleştirildiğinde, arkasından sahabe de tarihîleşir. Sahabe artık Allah Resûlü’nün sohbetine, terbiyesine, nuruna ve fiilî tatbikine doğrudan muhatap olmuş kurucu ümmet kadrosu olarak değil, nüzûl döneminin ilk Müslüman topluluğu olarak görülmeye başlar. Bu durumda Sahabe, Kur’ân-Sünnet hakikatinin ümmete intikalindeki sahih nisbet halkası olmaktan çıkar; tarihî bağlamı anlamaya yarayan ilk tanıklık seviyesine indirilir. Oysa sahabenin mânâsı yalnızca vahyin indiği dönemde yaşamış olmasından değil, Allah Resûlü’ne doğrudan nisbetinden doğar. Sahabe meselesi İslâm tarihi açısından sadece “ilk nesil” meselesi değildir; doğrudan doğruya dinin ümmete hangi keyfiyetle intikal ettiği meselesidir.
İslam'da Tarihselcilik
“Ağlatır beni dünya ehlinin acımasızlığı; bu fâni alem için beklentiye giren kalbime de kırgınım...” C. Zarifoğlu
Alıntı
TARİH VAHYE DEĞİL, VAHY TARİHE HÜKMEDER...
(...) Tarihselcilik, yalnızca bazı Kur’ân hükümlerinin tarihî bağlamla kayıtlanması meselesinden ibaret değildir. Daha temelde, Kur’ân, Sünnet, sahabe, icma, mezhep ve fıkıh gibi Ehl-i Sünnet’in temel kaynak ve intikal halkalarının tarihîleşmesi söz konusudur. Kaynakların tarihîleşmesi, onların açıkça reddedilmesi anlamına gelmez; fakat kaynaklık vasıflarının, bağlayıcı otoritelerinin ve zamanüstü ölçü değerlerinin tarihî oluş şartlarıyla kayıtlanması anlamına gelir. Bu doğrultuda tarihselcilik, önce Sünnet’i tarihîleştirir. Çünkü Kur’ân’ın nasıl anlaşılacağı, nasıl yaşanacağı, hangi ölçülerle hükme dönüşeceği ve cemaat planında nasıl tatbik edileceği Sünnet üzerinden bilinir. Tarihselci bakışla, Kur’ân’ın anlamı tarihî şartlar içinde aranır; oysa Ehl-i Sünnet için Kur’ân’ın anlamı Allah Resûlü’nün tebliğ, tebyin ve tatbikinde açılır. -REHA KANSU, "Tarihselcilik ve İslâma Muhatap Anlayış", -III. Tarihselciliğin Yanlış Varsayımları. c) Edille-i Şeriyye’nin Tersine Çevrilmesi-, besincidevre.org, 18 Haziran 2026-
İslam'da Tarihselcilik
Reklam
Reklam