Spinoza'nın dine ters düşen 'Deus sive Natura' [Tanrı veya Doğa] görüşünde rahatsız edici (veya kimine göre cezbedici) bir ikiyüzlülük vardır: Bilimsel basitleştirmeyi önererek doğaya bir kişilik mi kazandırıyordu, yoksa Tanrı'yı mı kişiliksizleştiriyordu? Çok daha üretken olan Darwin'in bakış açısı, Doğa Ananın aklını (yoksa sadece akıl gibi mi görünmektedir?) Bu kendi kendini yaratan şeyin mucizevi ve gizemli olmayan -dolayısıyla daha da muhteşem olan- bir özelliği biçiminde görmemizi sağlar.
Sayfa 221 - Alfa Bilim·Kitabı okuyor
Bilim
Bir yazı-tura turnuvasını kazanan herhangi biri özellikle diğer yarışmacılar hakkında doğrudan bilgi sahibi değilse, kendisinin sihirli kuvvetler tarafından kutsandığını düşünme eğiliminde olur. Hiçbirinin bir turnuvaya katıldığını bilmediği 1024 "yarışmacının" bulunduğu 10 rauntluk bir yazı-tura turnuvası düzenlediğinizi varsayın. Bunların her birini ayrı ayrı karşınıza alıp: "Tebrikler dostum, ben Mephistopheles'im. Şimdi sana büyük bir güç bahşedeceğim ve bu sayede birbirini takip eden on yazı-tura atışını hiç kaybetmeden kazanacaksın!" dediğinizi düşünelim. Bu şekilde 1024 enayinin birbirleriyle çiftler halinde karşılaşacağı ve içlerinden birinin kazanacağı bir turnuva düzenlediğinizi hayal edin (Yarışmacıların sizinle olan ilişkileri konusunda birbirleriyle sohbet etmelerine fırsat tanımayacaksınız. Yarışma bitiminde 1023 kaybedeni uğurlarken hepsinin kulağına, sizin Mefistofeles olduğunuza inanacak kadar avanak olduklarını 'sotto voce' [fısıltıyla] söyleyeceksiniz). Kazanan kişinin -ki sadece bir kişi kazanmış olmalıdır- kendisini Seçilmiş Kişi sanması için kanıt elde etmiş olacağı kesindir; ama buna gerçekten inanıyorsa, "geçmişe dönük miyopluk" dediğimiz bir algı yanılgısına düşmüş demektir. Kazanan kişi turnuvanın başından beri tek bir şanslı kişi olacak şekilde kurgulandığını, o kişinin de şans eseri kendisi olduğunu göremez. Evren zaman bolluğu içinde sonsuz sayıdaki farklı "fizik yasasının" denenebileceği bir yapıda şekillenmiş 'olsaydı' ve biz de mevcut olan bütün doğa yasalarının sadece bizim için böyle yaratıldığını düşünseydik, az önceki yarışma örneğinde gördüğümüz yanılgıya düşmüş olmayacak mıydık? Bu argümandan çıkarılacak sonuç, Evrenin yapılanmış veya yapılanmak zorunda olduğu için var olabildiği değildir. Çıkarılması gereken ve çok daha mütevazı
Sayfa 214 - Alfa Bilim·Kitabı okuyor
Bilim
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Darwin, çiçeklerin ansızın ve habersiz ortaya çıkışının işaretlerini fosil kayıtlarında arıyordu. Gizemi bu kadar rahatsız edici kılan, çiçeklerin hayranlık uyandıran karmaşıklığıydı. Tipik bir çiçekte, taç yaprağı sarmalları ve bitkinin eril ve dişil organlarının çevresini saran taç yaprağı şeklinde çanak yaprakları vardır. Pek çok çiçek ayrıca, böcekleri cezbetmek ve böylelikle polenlerinin çiçekten çiçeğe taşınmasını sağlamak üzere, parlak pigmentler ve tatlı nektarlar üretirler.
Evrensel Basım Yayın·Kitabı okudu
Alıntı
Darwin, doğal seçilim mekanizmasını tanımlamak üzere kısa bir açıklama icat etmişti. “En uygunların hayatta kalması.” En uygundan kastedilen en iyi adaptasyon kazanandır ve en iyi adapte olanların en büyükler ya da en güçlüler olması şart değildir.
Evrensel Basım Yayın·Kitabı okudu
Alıntı
Üstelik bugünkü sürekli su çekilmesi, eskiden her yerin sularla kaplı olduğuna işaret ediyordu. Eğer bu böyleyse, diyordu Anaksimandros, ilk canlılar insan olamazlardı. İlk canlılar bir tür balığa benzer şeyler olmalıydılar. Bunlar daha sonra kabuklu kara canlılarına dönüşmüş, onlardan da sonunda insanlar türemişti. Bu şekilde Anaksimandros yaşamın evrimi konulu ilk kuramın da kurucusu olmuştu. (9) 9. Bu konuda benim şu kitabıma bkz: Şengör, A. M. C., 2004, Yaşamın Evrimi Fikrinin Darwin Dönemi Sonuna KAdarki Tarihi: İTÜ Yayınevi, İstanbul, 1 87 ss.
Sayfa 44 - KA kitap·Kitabı okudu
Dünyanın boşlukta durduğu fikri o kadar muhteşem bir fikirdir ki, bunu daha sonra Tevrafın Eyyub kitabının 26. bölümü­nün 7. beytinde tekrar görüyoruz: Kuzeyi boşluğun üzerine çekti Dünyayı hiçliğin üzerine astı Dinsel geleneğe göre Tanrı'nın ilham ettiği düşünülen bu kitap, gerçekte Anaksimandros'tan bir yüzyıl sonra yazılmıştır ve hiç kuşkusuz, burada alıntılanan beyit Anaksimandros'un sözlerinin bir iktibasından başka bir şey değildir! Bunu şuradan anlıyoruz ki, bu sözler Eyyüb'un kitabında sırıtmaktadır. Eyyub kitabının yazarı olan kişi Anaksimandros'un yazdığım bildiğimiz kitabıyla Akdeniz dünyasına yayılan bu sözlerini duymuş ve bu kadar muhteşem bir düşüncenin ancak bir tanrı tarafından ger­çekleştirilebileceği düşüncesiyle bunları kitabına almıştır. Ancak kitabının geri kalan kısmının bu muhteşem düşünce düzeyinde olmadığı görülmektedir ki, zaten Tevraf ın değişik kişiler tarafından yazılan ve yer yer birbiriyle çelişen Orta Doğu putperest din geleneğinin ürünü metinlerden oluştuğu 19. Yüzyıl'dan beri yapılan detaylı tarihsel ve metin eleştirisi araştırmalarıyla ortaya çıkarılmıştı.(8) (8) Eyyüb kitabının eski Ibrani şiir geleneğinin en güzel örneklerinden biri olduğu söylense de, metnin elimizdeki durumu, papirüs ve deri üzerine yazılan metin parçalarının daha sonra bilgisiz kopyacılar tarafından gelişigüzel çoğaltılmış olması nedeniyle çok fenadır. Eyyüb, Tarafın peygamberlerden sonra gelen azizlerle ilgili kısmında (=Ketubim) yer alır, ancak değişik Tevrat geleneklerinde Ketubim içindeki yeri değişiktir. Aslında Eyyüb diye bir kişinin yaşayıp yaşamadığı bile belli değildir. Babil Talmud'unun Nesikin (=Zararlar) kısmının (=sedarim) "Son Kapı" (=Baba Bathra) adı verilen bölümünde (Mqna risalesi) bildirilen bir geleneğe göre, Eyyüb hikayesi ders alınması
Sayfa 43 - KA kitap·Kitabı okudu