Kitabın konusu, olay örgüsü gibi kitap hakkındaki bir çok noktaya kitap için incelemede bulunan hemen her okuyucu değinmiş. Ben, incelememi okuyan herkesten müsade isteyerek daha duygusal bir yaklaşımla sizlerle paylaşmak istiyorum.
Öncelikle bu kitabı lütfen kafanız başka bir şeyle meşgul değilken, her 10-15 sayfada bir analiz yapacakmışsınız gibi ince ince anlayarak okuyun.
Sineklerin Tanrısı; 21. yüzyılın ilk çeyreğinin bitmesine sadece 4 sene kalmış bir zamanda yaşayan, kendini uygar, medeni, însani gören ancak hala hemen her ülkede bir savaş, çatışma, bin bir çeşit küresel sıkıntılarla boğuşan biz insanlara (!) okkalı bir tokat atıyor bana kalırsa. Dünyaya gelen her çocuğa hepimiz beyaz tertemiz bir sayfa gözüyle bakarız. O beyaz sayfaya çocuğu yetiştirenler ve yaşadığı toplum tarafından yazılıp çizilenlerle çocuğun birey olma yolunda ilerlediğini biliriz. Uygar toplumların amacı da budur zaten; hem iyi hem kötü içgüdülerle doğan çocukları olumlu yönde etkileyerek iyiliğe olan yatkınlarını artırmaktır. Henüz taze birer fidanken adaleti, insanca birlikte yaşamayı, her düşünceden her inanıştan insana saygı duymayı öğretemediğimiz her can, yaşı kaç olursa olsun fırsatını bulduğu ilk anda etrafında bulunan herkesi, onların korkularından, zayıflıklarından faydalanarak sindirecek ve daha da kötüsü bundan haz duyarak şiddetin dozunu akıl almaz derecede arttıracaktır, tıpkı Jack’in yaptığı gibi. O adaya düşmeden önce kısa pantolon giyip, tek dertleri oyun oynamak olan çocukların bir kısmı vicdani değer yargılarından sıyrılmayı başardıkları ilk anda bir canlıyı öldürdüler. Ve bunu yaparken sadece ilk anda hafif bir tereddüt yaşasalar da bir sonraki adımları için bu onları cesaretlendirdi, hayvanî yanlarını okşadı bu ellerine bulaşan ilk kan. Peki neden sadece “bir