Dikkatli bakarsan, mucizenin şaşılacak bir tarafı yoktu esasında. Hayat bir mucizeydi zaten. Geldiği gibi, olduğu gibi kabul edecek, debelenmeyecektin. Deliler deli değildi, mucizelere gözünü kapatıp “ Ben görmüyorum, demek ki mucize falan yok.” diyen akıllılar deliydi.
Başkalarının baktığı yerden baktığında başka bir hayat göreceğini bilirdin; eyvallah. Misal dindarsan, hayatı sevap ve günahtan ibaret görürdün, obursan makarnadan, mantıdan, etli ekmekten. Ölsen başka bir şey göremezdin. İnsan olarak; hayatın boyunca sana DOĞRU diye kaktırılan şeylerden ibarettin. Bu nedenle deliliğin de delilik olabileceğine pek inanasın gelmezdi. Normalin altı delilikti tıbba göre. Peki normalin üstü? O da delilikti tabii.
İşe bak, normalin üstünde saltanat sürecek adam, kendinden altta oldukları için deli deyip normallerle dalgasını geçecek, ama çoğunluk onu anormal göreceği için onun adı deliye çıkacaktı.
Demek ki insan, çoğunluktan ibaretti.
Her neyse…
Aşk, aklın hesaplarına takılmaz. Pervasızdır, geniş ufukludur, sınırsızdır… Aşığın da öyle olması icap eder… Aşık adam yılmaz, canını sakınmaz, üzülme, utanma nedir bilmez. Değirmen taşının altına girmiş gibi ezilip unufak olur da ‘bunaldım’ demez. Aşık, aklını çöpe atıp ‘ Aşk bana yeter’ diyen adamdır. Tahammül kelimesi yoktur onun lügatında; tepeden tırnağa rızadır, kabuldür… Aşık budur kızım… Sen bu musun?
Ölünceye kadar kör ve sağır sayılırdık. Rüya görmekte olduğunu bilmeyen, bu nedenle gördüğü her şey gerçek sanıp gücünün yettigi herkesi o gerçeklikte yaşamaya zorlayan bir insanın derin uyku hali gibiydi yaşamak . Ölmekle birlikte duyguların ve duyguların önündeki, biri hariç bütün perdeler kalkardı. Rüya biter ve uyanıklık başlardı böylece.