10/10
·672 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 19:00
SPOİLER İÇERİR!! Serinin tek tek tüm kitaplarına yorum yapmadan son kitapta biriktirdim tüm hislerimi. Benim için gerçekten mükemmel bir kitaptı. Aşkı uğruna tüm dünyayı feda eden karakterler tabii harika ama Mare ve Cal çok daha gerçekçi, insani hissettirdiler her zaman. Cal'in doğumundan beri öğrendiği şeylerden, tacından, babasından ve krallığından vazgeçememesi ne kadar sinirimi bozsa da bir o kadar gerçekçiydi mesela. Çünkü kitapta da dendiği gibi "bu onun kanında var". Bu şekişde büyütülmüş birinin "aa tamam ben demokrasiyi beğendim her şeyi bırakıyorum" demesi asıl gerçekdışı olan kısım olurdu. Aynı zamanda Mare'nin aşk uğruna kendi amaçlarından, kanından ve eşitlik arzusundan vazgeçmemesi de beni çok etkileyen kısımlardandı. Hayatında bir kral istemiyordu, bir kraliçe olmayı hiç istemiyordu. Aşık olduğu adamın peşinden kraliçe olup kızılların kanının gümüşlerle eşit dereceye getirilmesi için çabalama ihtimali yok muydu? Vardı. Ama istediği bir gümüş krallığı altında eşitlik kisvesine sığınarak bir yaşam değil, gerçek bir eşitlik ve özgürlüktü. Sonuna kadar bunun peşinden gitmesi, duyguları ve güvensizliğine kadar Mare benim için gerçekten çok iyi bir kadın karakterdi. Ve geldim asıl açık ve kapanmayacak yarama. Marven... İlk kitaptaki o tatlı çocuk kendini o kadar çok sevdirdi ki sürekli içimde tıpkı Cal gibi bir "acaba" ile bekledim. Acaba Marven doğruyu görür mü, acaba Marven annesinin zihninde yarattığı karmaşayı dizginleyebilir mi, acaba Marven ilk kitaptaki sahte olan ama hep gerçek olmasını istediğim haline döner mi? Yaptığı onca şeyden sonra yaşamaması gerektiğinin ne kadar farkında olsam da ölmesi o kadar içimi dağladı ki... Marven sadece annesi tarafından zehirlenen tatlı bir çocuktu. Zihnindeki yapbozun kayıp parçaları bulunamayacak kadar
Savaş FırtınasıVictoria Aveyard · Pegasus Yayınları · 2018759 okunma
Live, dear reader. Live.
10/10
·702 syf.··
2026 29. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 00:00
Olmaktan korktuğum yerdeyim maalesef muhteşem bir fantastik serinin sonuna geldim. Bitmemesi bu dünyadan kopmamak için büyük uğraşlar verdiğim araya sayısız farklı tür kitap dünya karakter sıkıştırdığım ama bitirmekten de kendimi alıkoyamadığım bir güzel macera idi. Uzun bir seriye kendine adamadan önce serinin son kitabının yorumlarına bakarak sonu beğenilip beğenilmediğine göre karar veren benim gibilere demek istiyorum ki; başlayın ben sizin arkanızdayım bu muhteşem seriye başlayın ve asla pes etmeyin sonunu görün. Ama ilk kitabınız Throne Of Glass değil kesinlikle The Assassin's Blade olsun. The Assassin's Blade'in ilk kitap olarak okunmasını savunacağım son nefesime kadar. Kim ne derse desin bence ilk bu novella niteliğindeki kitapla başlanmalı çünkü bu kitap hiçbir spoilera maruz kalmadan okunmalı. Kronoloji, duygusal etki ne derseniz diyin bunun birçok nedeni var spoiler olmasın diye detaya girmeyeceğim ama beni dinleyin. Neden böyle tavsiye ettiğimi seriyi yarıladığınızda anlayacaksınız. İlk olarak okuyup pişman olanı da görmedim onu da söyleyeyim. Ayrıca kitabı evde okuyun ve sonlara doğru mendillerinizi hazırlayın. İş bu tarih olmuş hala TAB kitabının yasını tutuyorum gördükçe içim buruluyor belirtmek isterim. Bu seriyle ilgili söyleyebileceğim tek kötü şey daha önce Empire Of Storms yorumumda da belirttiğim gibi maalesef Türkçe baskısı. Bu yayınevi sayesinde kitapları orijinal dilde okuma alışkanlığı kazandım İngilizcem gelişti bu konuda teşekkürlerimi sunmak isterim. Emeğe saygım var ancak Türk okuyucularına böyle kötü bir baskıyı layık görenleri asla affetmeyeceğim. Çevirmeni kitapların hem orijinal metnini hem kendi çevirisini yanyana koyup tekrar baksın bana hak verecektir. Özellikle son kitapların bir editörün elinden geçtiğine inanmak dahi istemiyorum.
Kingdom of AshSarah J. Maas · Bloomsbury YA · 20181,438 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Spoiler içermez.
8/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
Görünmeyen döngü serimizin bir diğer kitabı olan Madam Pylinska ve Chopin’in Sırrı, yine çok keyifle ve severek okuduğum bir kitap oldu. Kitap, müziğin ruhla olan ilişkisi, müzikle hayatı öğrenmek temalarını barındırıyor aynı zamanda yazarımızın otobiyografik izlerini de taşıyor. Konusuna değinirsek, Eric'in Chopin'in müziğine duyduğu hayranlıkla başlar. Onun için Chopin’in eserleri yalnızca notalardan ibaret değildir; içinde açıklayamadığı bir güzellik, bir hüzün ve bir derinlik taşır. Bu müziği gerçekten çalabilmek, hatta anlayabilmek ister. Bunun için yolu, sıra dışı bir piyano öğretmeni olan Madam Pylinska ile kesişir. Öğretmeni öğrencisinin karşısına oturup uzun uzun teknik egzersizler yaptırmaz. Aksine, onu piyano başından kaldırır. Bahçedeki yaprakların düşüşünü izlemeyi, rüzgarın ağaçlardaki fısıltısını dinlemeyi, göletteki su dalgalanmalarını seyretmeyi ve bir kadını severken piyanoya basar gibi dokunmayı öğretmeye çalışır. Hayatı hissetmesini sağlar, farkındalığını arttırır. Kitap sayesinde siz de modern dünyanın o sürekli çabalama, kontrol etme ve başarma baskısı altında ezilen ruhunuzun derin bir nefes almasını sağlarsınız. Kendi yaralarınıza ve eksikliklerinize daha şefkatli bakarsınız. Kusursuz olmaya çalışmanın insanı sanattan da yaşamdan da uzaklaştıran bencilce bir çaba olduğunu hisseder ve içinizde bir hafifleme bulursunuz. Kitabı okurken, hayatta en güzel şeylerin zorlayarak değil, aksine kendimizi akışa bıraktığımızda gerçekleştiğini fark edersiniz. Schmitt bu kitapla diğer kitaplarında da olduğu gibi kalbinize çok zarif bir dokunuş yapıyor. Kitap size, yaşamanın kendisinin zaten en büyük sanat olduğunu en naif şekilde kanıtlıyor. Şimdi, Chopin'den bir müzik açın ve derin bir nefes alarak dışarıdaki telaşlı ritmi izleyin. Ama hissederek. Hayatın
1000Kitap
Madam Pylinska ve Chopin’in SırrıEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 2025539 okunma
“Deniz”
Puan vermedi·174 syf.··
2026 2. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 00:02
Hikâye aslında kendi içinde çok fazla olay ya da karmaşa barındırmıyor. Günlük hayatın içindeki küçük zevkler gibi sade ama yine de merak uyandıran bir akışa sahip. Bu tarz sakin hikâyeleri okumayı hep sevmişimdir. Zihni yormayan, kendiliğinden akıp giden bu anlatılar bana yoğun bir günün ardından içilen keyif kahvesi gibi hissettiriyor. Sakin olay akışının dışında dikkatimi çeken bir diğer nokta ise denizin taşıdığı anlam oldu. Belki de denizi hep eğlence ya da rahatlama yeri olarak görmeye alıştığım için, bu hikâyede bazı insanlar için bir yaşam nedeni olabileceğini fark etmek etkileyiciydi. Adada yaşayan insanların hayatlarını sürdürebilmek için denize muhtaç olmaları ve bu yüzden denizin hem iyi hem kötü yanlarını kabullenerek yaşamaya çalışmaları satır aralarına incelikle işlenmişti. Belki de bazı şeyleri olduğu gibi kabul etmek de bir çabalama biçimidir.
Düşünce
Dalgaların SesiYukio Mişima · Can Yayınları · 20221,919 okunma
Puan vermedi·416 syf.··
2026 9. kitabı
Devrim öncesi düşünsel ve dönüşüm eylemleri , devrim gerçekleşince savaş çıkarıp yayılmaya çabalama, bir türlü savaşları bitirememe ve Napolyon’un hanedanlığına bir nevi yol verme ile sonuçlanan hal..
Fransız Devrimi’nde Siyasal Düşünceler ve Mücadeleler - Cilt 3Mehmet Ali Ağaoğulları · Dipnot Yayınları · 202110 okunma
Udi (Fatma Aliye)
Puan vermedi·112 syf.··
2026 6. kitabı
Fatma Aliye’den okuduğum ilk kitap. Nedendir bilmem ama Udi, duygusunu bana geçiremedi. Yazarın anlatımından mı yoksa konudan mı anlayamadım. Sanırım “bir kadının ayakta kalma mücadelesi” denildiği için çok daha zorlu bir çabalama bekledim. Oysa Bedia; hâli vakti yerinde bir ailede büyüyen, çocukluğundan itibaren müziğe ilgi duyup çeşitli müzik aletlerini çalmayı öğrenen ve sonunda en sevdiğinin ud olduğuna karar verip kendini uda adayan bir kız. Evlenip eşinin onu aldattığını öğrenene kadar hayatı toz pembe. “Tamam, mücadele şimdi başlıyor.” diye düşündüm. Hayır… Bilmezden gelip yaşamayı denedi ama kocası kendi ağzıyla itiraf edince abisine gitti. “Tamam, şimdi mücadele başlıyor.” dedim ama yine hayır. Abisinin sağladığı imkânlarla yaşadı. Kocasının ölüm haberinden sonra, moral için yine abisinin imkânıyla İstanbul’a geziye yollandı. İstanbul’da ud dersleri aldı. Tamamen zevk aldığı şeyi yaptı ve udunu geliştirdi. Abisi sayesinde dersler aldı. “Hani Bedia, ayaklarının üstünde ne zaman duracaksın?” diye düşündüm açıkçası. Neyse, abisi de bu esnada sizlere ömür. Bedia; bir uşak ve abisinin kızıyla kalakaldı. “Ah,” dedim, “işte şimdi başlıyor.” ama yine hayır. Bedia hazırda ne varsa sattı. Aslında çalışmamak için sonuna kadar direndi ama en nihayetinde olay açlık seviyesine gelince seçkin ailelerin çocuklarına ud dersleri vermeye başladı. Sevdiği şey ona kazanç sağladı. Ev alacak para biriktirdi. Yani demem o ki, Bedia’nın hikâyesinde çok büyük çile çekme, sıkıntı çekme, çalışıp yıpranma yok. Ya da yazar o hissiyatı yansıtamadı. Keşke Bedia, en başından babasından kalan paraları kocasına yedirmeseydi; o konuda mücadele etse, adamı yaşarken süründürse, çalışarak bir servet edinseydi. Ama güzel olan kısım gururuydu. Kocasını terk edince geri dönmedi, affetmedi. O netliği
UdiFatma Aliye Hanım · İş Bankası Kültür Yayınları · 20222,198 okunma