Başlı başına yürüyen paronayanın kafasında yaşanan kaosların dış dünyaya vurması. Hamlet'i böyle açıklayabiliyorum. I.Elizabeth'in dönemine yaraşır sıcacık ekmek üzerine sürülen tereyağ gibi enfes bir kitap. Hamlet'in kitap boyunca çektiği karın ağrısı aslında bir varoluş sancısıydı. Sürekli bir varoluşunun lanetini taşıyordu. Hareketleri duyguları hep belirsizdi. Hamlet babasının ölümüne sevinecek kadar ve onun intikamını alacak kadar çaresizliğe bırakıldı. Ophelia... Hamletin dengesiz tavırlarına dayanamayarak aşkı için delirendi, belki kendini suya bırakması artık bir şeylerin berraklığını görmek isteyişindendi... Sendrom yaşatacak kadar bizlere önemliydi. Ophelia'nın yaşadıklarını feminist bakış açısıyla baktığımızda sadece erkek cinsiyetinin yaşadıkları ön plandayken(Hamlet ve Babası) Ophelia'nın yaşadığı nefessizlik hiç önemsenmiyordu çevresi tarafından. Ophelia sessizce kimseye zarar vermeden, nehre bıraktı kendini... Ölümü bile tatlı bir melodiydi onun... Yunan Tragedya lanetlerinden Oidipus'un izlerini görebiliyoruz kitapta. bkz: Hamlet'in sülalaecek yok oluşu...