caglaninkitapligii.blogspot.com/2019/11/milli-e...
Milli Edebiyat'ın en önemli şahsiyetlerinden olan Ömer Seyfettin, Türk hikâyesi denildiğinde akla gelen ilk isimdir. O, Maupassant tarzı denilen hikâyelerin bizdeki en mühim temsilcisidir Genel olarak klasik hikaye biçiminde eserler kaleme almıştır. Onun hikâyeleri, konularını günlük hayatın basit olaylarından alır.
Ömer Seyfettin, tezleri olan bir yazardır. Onun hikâye yazmasının asıl sebebi hayatın içine tezlerini yerleştirmek ve onların savunmasını yapmaktır. Hikâyeleri genel olarak birinci tekil şahıs ağzından yazılmıştır. Seyfettin, hiçbir şeyi ferdin özel meselesi olarak almaz. Fertleri anlatırken kalabalığı işaret eder.
Ömer Seyfettin, kısa ömrünü dolduran hikâyeleri kadar Türk dilinin sadeleşmesi ve milli kimliğin kazanılması konularında yazdıklarıyla Türk kültür ve edebiyatının başta gelen adıdır. Yeni Lisan hareketinin öncü şahsiyeti olarak hikâyelerinde olabildiğince sade bir dil kullanmıştır. Cümleleri kısadır ve dolaşık değildir. Atasözleri ve deyimlere sıkça yer verir ve hikâyeleri bu yüzden dönemin yazarları tarafından eleştirilmiştir. Çünkü o dönemlerde, ağır dilde eserler vermek bir modadır. Ömer Seyfettin ise Türk dilini "manevi vatan" diye adlandırır ve eserlerini Türk halkının konuşma diline uygun bir şekilde yazar.
Ömer Seyfettin'in hikâyelerinin bulunduğu birçok kitap var. Ben Ötüken Yayınları'ndan çıkan Ömer Seyfettin, Seçme Hikâyeler - 1 adlı kitabı alıp okudum. İçindeki 17 hikâye şunlar:
1) Falaka
2) Teselli
3) Keramet
4) And
5) Yalnız Efe
6) Kurbağa Duası
7) Mermer Tezgâh
8) Yüksek Ökçeler
9) Fon Sadriştayn'ın Karısı
10) Fon Sadristayn'ın Oğlu
11) Perili Köşk
12) Gizli Mâbed
13) Diyet
14) Nâdân
15) Kaşağı
16) Rüşvet
17) Yüzakı
Bu hikâyelerden Falaka,
caglaninkitapligii.blogspot.com/2019/11/bir-tur...
Türkolojiyle ilgilenen Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Gönül Hanım adlı didaktik bir roman yazmıştır. Ruslara esir düşmüş olan üsteğmen Mehmet Tolon, Macar Kont Bela Zichy ve onların esir karargâhı çevresine gelenler arasından tanıştıkları Bahadır Kaplanoğlu ve kardeşi Gönül Hanım'ın milli Kâbe saydıkları Orhun Yazıtları'na doğru yaptıkları seyahati anlatan bu kitabın asıl amacı; yazarın, ilgilendiği Orhun Yazıtları hakkındaki bilgilerini okuyucuyla paylaşmaktır. Bu yüzden sürekli bilgi verme yarışında olan karakterler, romanda yeterince belirememiştir.
Gönül Hanım romanı bir seyahat romanıdır. Ancak bu, olağan şartlarda yapılan bir gezi değildir. İki tutsak subayın, tutuldukları karargâhtan kaçarak sahte pasaportlarla birkaç ülkenin sınırını geçerek yapılan tehlikeli ve heyecanlı bir yolculuktur. Biz bu seyahati yazarın dikkatiyle takip ederiz. Zaten romanın başında ve sonunda konuşan odur. Diğer bölümlerse Mehmet Tolon'un günlükleri şeklinde devam eder. Yazar kendisine sözcü olarak Mehmet Tolon'u seçmiştir, diyebiliriz.
Yazar, olay örgüsünün içinde Türklerin geleceği için yeri geldiğinde birtakım teklifler sıralar. Zaten kitabın önemi Türk, Tatar, Macar dostluğu ve geniş Türk dünyasından haber vermesidir. Yazar -ve onun karakterleri- Turan'ı hayal ederler. Romanın bir yerinde Ahmet Hikmet; Ziya Gökalp'ın "Türkçülüğün Esasları"na benzer bir program çizer.
Müftüoğlu, romanına bir kadının adını vermiştir. İlk romanlarımızın aksine burada oldukça güçlü ve aktif bir kadın karakter görüyoruz. Bu, Milli Edebiyat dönemi eserlerinin ortak özelliklerindendir. Bakın Ali İhsan Kolcu bu konu hakkında ne diyor:
"...Artık Arap'ın, Acem'in hiçbir işe yaramayan Leyla'sının yerini yeni bir