Açtım Kalben – Yara’yı koydum kahvemi geçtim uzandım ikili koltuğa. Hayallere daldım, ama çoğunlukla hayal kırıklıklarını hatırladım. Alıp çok kıymetli bir şeyi sağdan sola, duvarlara çarpa çarpa hırpalamışlar gibi hissettim kendimi. Çok kıymetli bir şeyi dedim, mübalağa tabii. Nesi kıymetli ki dünyaya ait olan şeylerin. Vakti gelince hiçbir şeyin önemi kalmıyor doğrusu. Derken durdum ve birden afalladım. Amma da çok büyütüyorum çoğu şeyi gözümde dedim ve içimde bir kıpırtı hissettim. Bu zaman zaman bana uğrayan bir gücün kıpırtısıydı. (keşke her daim mevcut olsaydı bünyemde) Bazen kendimi herşeyin üstesinden gelebilecek gibi hissettiğimde hep aynı şey olurdu. Beyinde gümbür gümbür serotonin, damarlarda kalbin hızla yolladığı kanın akışıyla yüzde oluşan o sebepsiz zafer ifadesi… yine kendimi harika hissetmeye başladım. Bu duyguyu gerçekten seviyorum çünkü bu olduğu zaman etrafımda görünmez bir kalkan oluşuyor. Hatalarımı seviyorum, sorunları önemsemiyorum. İnsanlarla savaşabilecek gücü kendimde hissediyorum. Acılarım, geçmişim bana daha farklı gelmeye başlıyor. Gel-git ‘leri olan ruh hastasının tekiyim diyorum gülerek.
İşte bu zirveyi anlık değil de kalıcı olarak bünyesine tuttura bilenler kazanıyor. Biz hep böyle insanlara yenik düşüyoruz. Ben hep böyle zamanlarda anlıyorum gerçeği. Aslında kafaya taktığımız insanlar, yaşadığımız sıkıntılar o kadar. gereksiz ki sadece bulunduğun an’a haksızlık ediyorsun. Hepsi gelip geçiyor. İnsan bir şekilde geride bırakıyor. Sen bırakamasan bile hayat seni buna zorluyor. Şuan ne tür derdin varsa hepsi bir müddet sonra bitecek. Ama geriye dönüp baktığın da sadece elinde çektiğin sıkıntının izleri kalacak. Bu an’a ait hatırladığın tek şey bu olacak. O kadar güzel şeylere geç kalıyoruz ki sırf bu sebepten..