Çağla Kalelioğlu

Çağla Kalelioğlu
@caglakalelioglu
İnstagram : kizilyansimalar ✭
31 okur puanı
Kasım 2024 tarihinde katıldı
10/10
·202 syf.··
Beğendi
·
2024 5. kitabı
Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken kitabını bitirdim. Ne kadar derin bir etki bıraktığını anlatamam. Kitap, bir yandan korkuyu, insanın içsel dünyasındaki o karanlık köşelere ışık tutarken, bir yandan da yaşamla ilgili ne çok şey düşündürdü bana. Atay’ın yazdığı her kelime, her cümle öyle yoğun ve anlam yüklü ki, kitap bittiğinde sanki biraz daha farklı bir insan olmuş gibi hissettim. Kitapta, korkunun yalnızca bir duygu olmadığını, insanın varoluşunun bir parçası olduğunu fark ettim. Korku, sadece bir anlık bir tepki değil; bir süreklilik, bir hal. Karakterlerin her birinin korkuları, bir şekilde benim de korkularımla örtüşüyordu. Kimisi geçmişin izleriyle boğuşuyor, kimisi geleceğin belirsizliğinden korkuyor, kimisi de yalnızlıkla savaşıyor. Bu öykülerde, korku aslında yaşamın kendisiyle ne kadar iç içe geçmiş bir duygu. Oğuz Atay, okurken karakterlerin korkularına o kadar yakından tanıklık etmemi sağladı ki, onları adeta içimde hissettim. Atay’ın insanın içindeki boşluğu, yalnızlığı, varoluşsal kaygıları o kadar güzel yansıttığına şahit oldum ki, kitap bittikten sonra hala düşünüyorum. Gerçekten, korku beklemek, onu beklerken bir şeyler öğrenmek ne kadar zor ve bir o kadar da anlamlı bir süreç. Belki de en çok etkilendiğim şey, korkunun sadece bir engel olmadığını fark etmemdi. O, bir şekilde insanın hayatının anlamını keşfetmesine de yardımcı olabiliyor. Korku ile barışmak, kabul etmek, ondan kaçmak yerine yüzleşmek… Kitap bittiğinde, aslında korku ile yaşamayı öğrenmek gerektiğini düşündüm. Bu, Atay’ın bana bıraktığı en büyük miras galiba. Evet, Korkuyu Beklerken bana çok şey kattı. Bir yandan insanın içindeki korkularla yüzleşmesini, diğer yandan toplumsal yapının birey üzerindeki etkilerini sorgulamayı sağladı. Şimdi, o korkuları beklerken, belki de onlarla
Korkuyu BeklerkenOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 202233,3bin okunma
Reklam
Puan vermedi·332 syf.··
2025 3. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2025 20:12
20 Yaşıma Mektup20 Yaşıma Mektup Bugün bir kitabın sayfalarını kapattım ama içimde kocaman bir pencere açıldı: Yirmi Yaşıma Mektup. Bu kitap yalnızca bir okuma değil, aynı zamanda bir içsel yolculuktu. Her sayfasında kendime, geçmişime ve geleceğime dokundum. Şu an 19 yaşındayım ve 46 gün sonra 20 yaşıma adım atacağım. Bu kitabı okurken sürekli kendime sordum: "Yirmi yaşıma neler söylemek isterdim? O yaşta kendime nasıl bir pusula olurdum?" Kitap boyunca, yazarların içten anlatımı bana kendimi daha yakından tanımayı hatırlattı. Acılar, pişmanlıklar, sevinçler… Hepsi hayatımın küçük ama anlamlı parçaları. Bir yandan geçmişimi kabullenmeyi öğrenirken bir yandan da geleceğe umutla bakmam gerektiğini fark ettim. Yirmi yaş… Gençlik, hata, öğrenme ve büyümenin birleştiği o dönüm noktası. Bu kitabı okurken, içimde bir mektup yazma arzusu doğdu. Kendime cesaret, sabır ve sevgi dolu bir mektup… Belki de bu kitap, bana tam da bunu öğretti: Geçmişi anlamayı, bugünü sevmeyi ve geleceği heyecanla karşılamayı. Eğer siz de hayatınızın önemli dönemeçlerinde kendinize dönüp bakmak isterseniz, bu kitabı mutlaka okuyun. Çünkü bazen insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, kendi gençliğine yazdığı bir mektup olabilir.
Duygu ve Düşünce
20 Yaşıma MektupKolektif · Doğan Kitap · 20191,632 okunma
Puan vermedi·133 syf.··
2024 13. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 13 Aralık 2024 11:49
Bugün İntihar Dükkanı kitabını bitirdim. İçimde hem bir boşluk hem de anlamlandıramadığım bir tatmin duygusu var. Kitabın her sayfası karanlık ve kasvet doluydu, ama tuhaf bir şekilde bir o kadar da gerçekti. İnsanlar mutsuzluklarını artık kanıksamış, mutluluğun varlığına dair inançlarını yitirmişti. Jean Teulé’nin yarattığı bu dünya beni hem ürküttü hem de düşündürdü. Karakterlerin çaresizliği öyle derindi ki, bazı anlarda okurken boğulacak gibi hissettim. Ancak Alan... Ah, Alan. O küçük çocuğun hayata olan saf sevgisi, beni hiç beklemediğim bir yerden vurdu. Bu kadar karanlığın ortasında nasıl bu kadar ışık saçabiliyordu? Belki de onun varlığı, hayata dair en önemli derslerden biriydi: Her şey ne kadar kötü görünürse görünsün, bir yerlerde hep bir umut vardır. Kitap boyunca kendimi sık sık sorguladım. Hayatta bizim de "karanlık dükkanlarımız" yok mu? Umutsuz olduğumuzda çevremize duvarlar ördüğümüz, çıkış yolu bulamadığımız anlar... İşte o anlarda bir Alan’a, yani içimizdeki küçük umut kırıntısına ihtiyacımız var. Kitabı bitirdiğimde aslında sadece bir hikâye okumuş gibi hissetmedim. Hayata, karanlığa, umuda ve mutluluğa dair bambaşka bir perspektif kazandım. Belki de Jean Teulé’nin yapmaya çalıştığı tam olarak buydu: Karanlık mizahın arkasına saklanarak bizi yüzleşmekten kaçtığımız duygularla tanıştırmak. Bugün kendi hayatımda Alan gibi küçük ama parlak bir ışık yaratmanın yollarını düşünerek uyuyacağım. Belki de kitap, bana ihtiyacım olan bir hatırlatmayı yapmıştır: En karanlık günlerde bile, bir yerde bir ışık hep yanar.
İntihar DükkânıJean Teule · Sel Yayıncılık · 202417,6bin okunma
Emile Zola - Nasıl Ölünür
9/10
·48 syf.··
Beğendi
·
2024 11. kitabı
Emile Zola’nın Nasıl Ölünür kitabını okurken kendimi hem ölümün kaçınılmazlığıyla hem de yaşamın kırılganlığıyla yüzleşirken buldum. Zola, her hikâyesinde farklı bir ölüm sahnesi üzerinden sadece bir sonu değil, yaşamın anlamını da sorgulatıyor. Ölüm, belki de hayatı anlamak için en gerçekçi pencere ve Zola bu pencereyi ustalıkla aralıyor. Hikâyelerde en çok dikkatimi çeken, ölümün bile sınıfsal farklardan bağımsız olmadığını görmekti. Zenginle fakirin, güçlüyle zayıfın ölüm karşısındaki tavrı, aslında hayata nasıl tutunduklarının bir yansıması gibiydi. Ama en çarpıcı olan, Zola’nın sade ama etkileyici anlatımıyla her bir karakterin ruhuna kolayca dokunabilmesiydi. Kitabı okurken sık sık şunu düşündüm: Ölüm, yalnızca bir bitiş mi, yoksa insan olmanın en çıplak hâli mi? Bu soruya yanıt ararken Zola’nın hikâyeleri bana rehber oldu. Özellikle ''Bourgeois’ın Ölümü'' duygusal derinliğiyle uzun süre aklımda kalacak. Zola’nın gerçekçiliği, bazen insanın içini burkuyor ama bu rahatsızlık, bir farkındalığa dönüşüyor. Ölümü işlerken, aslında yaşamı anlatıyor. Belki de bu yüzden kitap bende hem bir hüzün hem de yaşamı daha anlamlı kılma arzusu uyandırdı. Nasıl Ölünür, kısa bir eser olmasına rağmen, her bir hikâyesiyle derin düşüncelere dalmamı sağladı. Zola’nın kaleminden dökülen bu satırlar, hayat ve ölüm üzerine durup düşünmek isteyen herkes için eşsiz bir davet. Bu kitabı okuduğum için kendimi şanslı hissediyorum.
1000Kitap
Nasıl ÖlünürEmile Zola · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202224,3bin okunma
Oğuz Atay - Oyunlarla Yaşayanlar
10/10
·108 syf.··
Beğendi
·
2024 1. kitabı
Oğuz Atay’ın Oyunlarla Yaşayanlar kitabı, tiyatro formunda yazılmış olmasına rağmen insan hayatının gerçek yüzünü gözler önüne seriyor. Ana karakter Güner Süer, oyunlar yazıp sahneye koyarak kendi hayatını bir şekilde anlamlandırmaya çalışırken, aslında bizlere hepimizin hayatta taktığı maskeleri ve oynadığı rolleri hatırlatıyor. Güner’in sahneye koyduğu oyunlar, onun gerçeklerle yüzleşmekten kaçışını temsil ediyor. Ama bu kaçış, aynı zamanda hayatın içindeki çelişkileri, hayaller ve gerçekler arasındaki uçurumu sorgulatan bir derinlik taşıyor. Okurken sık sık düşündüm: “Biz de mi sahnede yaşıyoruz? Hangi maskelerle hayatımızı sürdürüyoruz ve bunları neden takıyoruz?” Oğuz Atay, bu kısa ama vurucu eserinde ironi ve mizahı ustalıkla kullanarak okuru hem güldürüyor hem de düşündürüyor. Hayatı bir sahneye benzetip, rollerimizi sorgulamamızı sağlıyor. Atay’ın o keskin zekâsı ve derin bakış açısı bu tiyatro eserinde de kendini fazlasıyla hissettiriyor. Eğer hayatın anlamını sorgulamayı seviyorsanız, Oyunlarla Yaşayanlar size çok farklı bir pencere açacak. Bir yandan eğlendirirken bir yandan da kendi gerçeklerinize dönüp bakmanızı sağlayacak bu eser, Oğuz Atay’ın neden edebiyatın en özel kalemlerinden biri olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Duygu ve Düşünce
Oyunlarla YaşayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202011,6bin okunma
Reklam