İnsanların istediklerine sahip olamamalarının tek nedeni, ne istediklerinden çok ne istemediklerini düşünmeleri. Düşüncelerinize kulak verin ve söylediğiniz sözcükleri dinleyin.
Siz bir vericisiniz ve dünyadaki tüm televizyon kulelerinden daha güçlüsünüz. Siz Evren’deki en güçlü vericisiniz. Yaydığınız dalgalar hayatınızı ve dünyanızı oluşturuyor. Frekanslarınız şehirleri, ülkeleri ve hatta dünyayı aşıyor. Tüm Evren’de yankılanıyor. Ve o frekansı düşüncelerinizle yayıyorsunuz.
Düşünce dalgalarınızla aldığınız görüntüler oturma odanızdaki televizyon ekranına yansımaz. Onlar sizin hayatınızın resimleri olur! Düşünceleriniz frekansı yaratır, o frekanstaki benzer şeyleri kendine çeker ve sonra hayatınızın resimleri olarak size geri döner. Hayatınızdaki herhangi bir şeyi değiştirmek istiyorsanız, düşüncelerinizi değiştirerek kanalı ve frekansınızı değiştirin.
Hayatınızda yaşanan her şeyi siz kendiniz, hayatınıza çekiyorsunuz. Ve bunları aklınızdaki imgelerin etkisi sayesinde çekiyorsunuz. Önemli olan ne düşündüğünüz. Aklınızdan ne geçiyorsa onu kendinize çekiyorsunuz.
“Her bir düşünceniz gerçektir -bir güçtür.”
Halil Cibran’ın bu kısa ama sarsıcı eseri, okurunu sıradan bir hikâyeye değil, gece yarısı bir dağın zirvesinde geçen üç tanrının zamansız sohbetine davet ediyor. Her biri farklı bir bakış açısına sahip bu tanrılar; aşkı, kaderi, ruhu ve insanlığın anlamını tartışıyor. Ama bu, bildiğiniz tartışmalardan değil. Her cümle bir şiir, her kelime bir felsefe kırıntısı.
Cibran burada aslında tanrıları değil, insanı anlatır.
Ama öyle derinden anlatır ki, bir tanrının gözünden bakarsın kendi kalbine.