Ancak geceden kaçmış olacaksın. Kendinden, birlikte yaşamanın bu denli güç olduğu kendinden kaçacaksın. Bir insanı çıplaklığında ve yabancılığında algılayacaksın. Yeterince derin bir olgu. Sen de daha derinini sunabilir misin ki? Bütün bunları ne zaman düşünüyorsun? O, kompartımanda senin uzandığın, dar, meşin, yatak denemeyecek yere uzandığında yanına geldiğinde mi? Seninle yatmasını hiç yadırgamadığın anda mı? Gecenin uzantısında mı? Bu bir türlü benimseyemediğin yeryüzünün ve yaşamın bırakılmışlığını düşündüğünde mi? Yoksa gecenin içine düştüğün ve uyuyamadığın yorgunluk içinde mi? O da uyuyamamıştı.
Uğraştığı işle, çıktığı gezilerle, oturduğu insanlarla, gittiği kahvelerle, aradığı arkadaşlarıyla veya herhangi bir hareketliliğiyle yaşayan bir insan değilsin. Tersine, her davranışında yine kendini yaşıyorsun, bir yolduluğa çıkmak için de bu nedenle karar veremiyorsun. Nasılsa her gittiğin yerde kendinsin.
O an, söyleyebileceğim kadarını söylemeye karar veriyorum. Yazmaya. Bağırmak, haykırmak için başka olanak yok. İşte bağırıyorum. Ve beni duyan gene benim.
"Sen düşüncelerle yaşıyorsun, diğerleri gerçeklerle."