La Fontaine,bu yüzden ağustosböceğini tembellikle suçlayıp karıncayla da çatıştırmaktadır.Oysa bu yaklaşım tümüyle sakat,hatta bâtıldır.
“Ey masalcı adam iftira ettin sen
Bu harikalar harikası böceğe
Onu suçladın tembellikle
En çalışkan onu görüyorum ben
Hiçbir karşılık beklemeden
Yazı ağustosu çamı çınarı
Tanıtıyor bize yazı ağustosu çamı çınarı”
...içinizdeki İslâm’ı gösterin.Çünkü İslâm, sizin üzerinizde görünmek ister. İman gizlidir,İslâm açık. İman kalptedir, İslâm zahirde. İslâm şeriatsa, şeriat sizin amellerinizde görünmek ister.
-Kimdi bu? Gül yetiştiren bir adamdan söz ediyorlardı, o olmasın?
-İnsanlar aslında birbirini tanımadıkları için severler, dedi, şaşırtıcı değil mi? Tanıdıktan sonra nefret ederler birbirlerinden...
-Her zaman değil...
İnsan, demek, kendi tabiatına çok ayrı gelen şeylere de alışabiliyor, kapalı yerlere alışabilmesi gibi.Ama kapalı yerden kurtulmadıkça kapalı yere alıştığını fark edemiyor.Ama bir kez açık havaya ulaşınca, o kapalı odalarda, kapalı salonlarda nasıl bir hayatı sürdürdüğünü havsalası almıyor.