Çocukluğunu sahici bir köke bağlayanlar, sonradan nereye giderlerse gitsinler, ev dendiğinde o ilk göbekbağına uzanıyorlar. Geceleri yıldızlara, gündüzleri atlaslara ihtiyacı yok onların, kaybolmuyorlar.
İşaretlere inanan, onları bulacağına yahut işaretlerin kendisini bulacağına da inanıyordu. Yalnız bırakılacağına inanmayı seçen benim gibilerse, degil ıssız yollarda, kalabalık şehirlerde bile yalnızlıkla mühürleniyordu. Yol da hayat gibi kendini gerçekleştiren kehanetten ibaretti.
Ama insanın kendisine söylediği yalanların da bir miadı var. Katı olan her şey buharlaşıyor, hayata tutunmak için inanmaya mecbur kaldığımız bütün yalanlar günü gelince açığa çıkıyor. Ve sonra biz ölmüyoruz. Daha kötü bir şey oluyor. Öğrendiklerimizle yaşamaya devam ediyoruz.