Gül

Gül
@calikusugibi
Okur, yazar, birazcık çizer, vakit buldukça gezer, her fırsatta doğa fotoğrafı çeker, boş zamanlarında iyi bir insan olmaya çalışır.
Lisans
121 okur puanı
Ekim 2018 tarihinde katıldı
6/10
·484 syf.··
2019 22. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 07 Ağustos 2019 00:52
Abdullah ve Peri, birbirlerine abi-kardeş bağından çok daha kuvvetli bağlarla bağlanmış olan iki kardeş. Küçük yaşta birbirlerinden koparılan, bir ömür sürecek bir 'eksikliğe' mahkum edilen iki çocuk. Kitabın ilk bölümleri su gibi akıverdi. Abdullah ve Peri'nin et ve tırnak misali zorla birbirlerinden koparılma sahnesi, aynı bir film sahnesi izler gibi gözümde canlandı. Buraya kadar her şey tamam. Sonra kitaba yan karakterler dahil oldu. O kadar çok yan karakter vardı ki, ana karakterlerin üzeri tozlandı. Yan karakterlerin kişisel hikayelerinin bitmez tükenmez detayları zihnimi yormaya başladı. Mesela Thalia'yı, Markos'u, Doktor İdris'i vs. bu kadar ayrıntılı işlemeye gerek var mıydı? Bu kadar detay, ana hikayeye zarar vermiyor mu? Her bölümde farklı kişilerle karşılaştım, "Bu kimdi, kimin nesiydi?" gibi soruları sıkça yeniler oldum. Bölümler ilerlerken zaman bir ileri, bir geri gitmeye başladı. Olayların kimin ağzından devam ettiğini anlamak zorlaşmaya başladı. Sonlara doğru yaklaştıkça, bu karmaşıklık bana baş ağrısı olarak geri döndü. Bitirmek için kendimi zorlamam gerekti, kitabı elimden bırakırsam bir daha devam edemeyeceğimi düşünerek devam etmek zorunda hissettim kendimi. Nitekim bitirdim. Hayal ettiğim gibi bir son muydu, tartışılır. İki kardeşin arasına bu kadar fazla zaman girmesi -58 yıl kadar- sonucunda ister istemez çok etkili bir kavuşma bekliyorsunuz. Bu kavuşma, ayrılık sahnesinin onda biri kadar bir etki bırakmadı bende. Bunun nedeni açık: aradan çok fazla zaman geçmiş, zihinler yaşlanmış, acılar körelmiş, zihin anıları silmeye başlamış. Bunu da anlayabiliyorum. Ama yazarın bu kadar ayrıntıya, tabiri caizse dıdısının dıdısına kadar yer vermesine anlam veremiyorum. Bu kadarına gerek var mıydı?, diye sormadan edemiyorum. Belki de yazar, okuru beyin
Edebiyat
Ve Dağlar YankılandıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 202241,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·104 syf.··
2019 21. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 31 Temmuz 2019 19:07
Zweig'in diğer eserleri gibi bir nefeste okunabilecek, buna rağmen zihinde hoş izler bırakabilecek türden bir eser. Kitabın arkasındaki gibi bir tanıtım yazısı yazmayı amaçlamıyorum, günümüzde bu tip yazılara ulaşmak çok fazla zahmet gerektirmiyor. Bir kitaba başlarken kendime "Acaba bu kitap bana ne katabilir, nasıl bir bakış açısı kazandırabilir?" gibi sorular sorarım. Bu doğrultuda, kitaptan kendimce şu sonuçları çıkardım: -Toplum tarafından duyarsız, yeteneksiz, tembel, vurdumduymaz, geri kafalı, iki kelimeyi bir araya getirip cümle kuramayan biri olarak nitelendirilen Czentoviç'in satranç dünyasına hızlı bir giriş yapması; aldığı eğitim sonucunda da bu alanda ciddi bir ilerleme kaydedip dünya şampiyonluğuna kadar uzanması (Evet, her bireyin kendine özgü yetenekleri vardır ve bunlar bir şekilde gün yüzüne çıkarılmayı bekler.) -Avusturyalı bir göçmen olan Dr. B.'nin Gestapo tarafından esir edildiği, oyalanacak hiçbir şey olmayan basit otel odasında aylar geçirdikten sonra tam kendini bırakacakken bir kitap çalarak tekrar hayata tutunması. Satranç hakkında teorik bilgiler içeren bu kitap, başta ona anlamsız gibi gelse de sonraları onu hayata bağlayan yegane şey oluverir (Bir kitapla yeniden hayata bağlanmak, kulağa çok hoş gelmiyor mu?) -Satrançtaki başarıları sayesinde çok iyi bir noktaya gelmiş olan Czentoviç'in, zamanla bu konuda kendini yenilmez sayarak küstah bir tavır takınması -küstahın tavrı toslayacak bir duvar bulana kadardır Mirkocuğum :)- sonucunda ufaktan bir boyunun ölçüsünün alınması gibi hoş ayrıntılar barındırıyor. Velhasılıkelam; rahat okunur, hoş bulunur, memnuniyetle kitaplıktaki yerine geri konur.
SatrançStefan Zweig · Panama Yayıncılık · 2015279,1bin okunma
Puan vermedi·125 syf.··
2019 6. kitabı
Esirciler tarafından Batum'dan İstanbul'a getirilen sekiz-dokuz yaşlarındaki 'kız çocuğu' Dilber'in, satıldığı evlerde başından geçenler... Bir çırpıda okuyabiliyoruz bu cümleyi değil mi?.. Gelin, bir de daha yakından inceleyelim: Esirciler... Sekiz-dokuz yaş... 'Satılmak' Kız çocuğu... Çocuk... Çocuk!.. Dilber'in en son Mısır'a kadar uzanan macerasının detayına girmeyeceğim. Dram seven buyursun efendim. Ah Dilber... Boğazıma bir yumru da sen oldun...
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Etkileşim Yayınları · 201456,4bin okunma