Bu "entegrizm" (tutuculuk), Batı'da en kötü kabul edilen ikiciliği alıp benimsemek suretiyle, İslâm dininin ruhunu oluşturan şeye, yani tevhide (birliğe) de kötü bir darbenin indirilmesine yol açar. İngiliz şair T. S. Eliot, Batı'nın en büyük günahı ikiciliktir (düalizmdir) diyordu. Oysa, bir yandan aynı toplum içinde, özel ilişkilerde bir dini son derece bağnaz ve tutucu şekliyle yaşattığını iddia etmek, diğer yandansa Batı'nın akıllara ziyan tüketim anlayışından, iş bölümünün, hiyerarşinin ve hem sivil hem de siyasal toplumu paramparça eden vahşi bireyciliğin her türlü şekillerine varıncaya kadar bütün ıvır zıvırını o toplumun sosyal hayatına buyur etmek, düalizmin en berbatı, ikiye bölünmenin, ikiciliğin de en fenası değil midir? Oysa İslâm açısından aşkınlık ile toplum birbirinden ayrılamaz. Bu durumda biz sentez yolunu mu tercih etmeliyiz, yoksa tam aksine birilerinin "modernite"sinde, diğerlerinin de "geleneği'nde bulunan en kötü yanları yanyana koyma yolunu mu?