Can

İnsan, arzusundan vazgeçmemelidir.
Lacan’ın dediği gibi: İnsan, arzusundan vazgeçmemelidir. Vazgeçmeyeceğimiz arzu, ondan kaygılandığımız anlamda cinsel arzu ya da para için açgözlülük değildir. Burada söz konusu olan, öznenin başıboş dolaşmamasına ve toplumda hareket halinde olmasına izin veren arzu arzusudur, ki özneye varlığını veren budur, zira arzu varlığın mecaz-ı mürselidir.
Sayfa 153
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kötü göz veya nazara inanç, öznenin sahip olduğu şeyden onu yoksun bırakması karakteristiğine sahiptir. Öznenin bu şeyi kaybetme korkusu bize onun bu nesneye ne derecede değer verdiğinin işaretidir; ne de olsa kimse değer vermediği bir şeyi kaybetmekten korkmaz.
Sayfa 150
Alıntı
Her insan sınırsız hazza yönelir, zira insanlar mutlak mutluluğun koordinatlarının ikamet ettiği yerin hazda olduğuna inanırlar; fakat bu eğilim, bütünsel şeffaflığı ve öznenin eylemlerinde dürüstlüğü isteyen üst-benin gözünde insanı suçlu duruma düşürür. Bu otorite, özneyi hep gözaltında tutar ve öznede, suçlayan bakışının geri dönüşü dolayısıyla huzursuzluğa neden olur.
Sayfa 149
Alıntı
Lacan, Freud’un uygarlığın temeli olarak sınırsız hazzın dışlanması üzerine olan tezini yeniden ele alır ve nesne a’yı kavramsallaştırarak, bireyde arzunun nasıl ortaya çıktığını yorumlar. Bu “arzuya neden olan” nesne, kastrasyon süreci esnasında, Öteki’nin ya da, başka bir deyişle, Anne’nin bedeninden kopup düşen nesnedir. Gerçeklikten kendini dışlayarak düşen bu nesne simgesel düzeni mümkün kılan ve onun temsiline izin veren bir eksiklik, bir boşluk bırakır. Özne simgesel sisteme, kültüre bu boşluğun etrafında söylemini organize ederek girer.
Sayfa 145
Alıntı
Freud’un dehası, yabancıyı öznenin dışına değil, tam da kendi içine yerleştirmesindedir. Bildiğini sandığı şeyleri söyleyen özne, tam da bu bildiğini iddia ettiklerini söylerken adeta burnunun ucunda olan ve söylenen, onun “bildiği ama bilmediği” bu bilinçdışı bilginin, yabancının farkında değildir.
Sayfa 88
Alıntı