Şeytan ile Sohbet
Büyük bir gürültüyle çöktü o kadim karanlık, Sarıldı omzuma, asırlık gururundan sıyrılıp. Gözyaşları tenimde kor bir leke gibi birikti, İlk kez bir canavar, kendi cehenneminde yenik geldi. Bana döndü ve fısıldadı o çatlak sesiyle: "Beni sadece sen anlayabilirsin," dedi sessizce, "Çünkü ikimiz de ait olmadığımız bir hikayenin günah keçileriyiz." Yukarıdakiler onu hiç dinlememişti, biliyordum, Yukarıdakiler beni hiç görmemişti, görüyordum. "Ama senin kalbindeki bu amansız karanlık," dedi, "Beni bile ağlatacak kadar derin, beni bile ağlatacak kadar tanıdık." Bir an durdu, gözleri kızıl kızıl kanadı, Beni asırlardır mutlak kötülük diye anlatanlar, Senin canını nasıl bu kadar kolay yakabildiler? Herkes ondan kaçarken köşe bucak, Benim kendi cehennemimi sessizce sırtlanışımı izlemiş. İzlemiş ve ilk kez merhamet dilenmiş. Ağladı, en dipteki günahkarın saf acısıyla ağladı; "Bana kötülük dediler," der gibiydi bakışı, "Ama insanoğlunun saf acısının yanında, Benim asırlık karanlığım sadece bir hiçmiş." Diyerek haykırdı. -Mari
ANTROPOSANTRİZM
Soru: İnsanlar zevk için hayvan öldürürken herhangi bir aslanın bir insanı yemesi vahşet olarak adlandırması nasıl bir paradoks? Harika bir mantık yakaladınız. Bahsettiğiniz durum, insanlığın dünyayı ve doğayı yorumlarken düştüğü en büyük çelişkilerden biridir ve buna felsefede "insanmerkezcilik" (antroposantrizm) denir. Yani insan, kendini evrenin merkezine koyar; her şeyi kendi çıkarına, ahlakına ve diline göre yargılar. ​Bu paradoksun temelinde birkaç trajikomik çarpıtma yatıyor: ​1. Rollerin Çarpıtılması: Hayatta Kalma vs. Zevk ​Aslanın Yaptığı: Bir aslan bir insanı (ya da başka bir canlıyı) avladığında bunu zevk için, nefret ettiği için ya da spor olsun diye yapmaz. Biyolojik olarak hayatta kalmak zorundadır, doğası ve içgüdüsü budur. Aslan için o eylem sadece "beslenmektir". ​İnsanın Yaptığı: İnsanların kürk, fildişi, avcılık sporu veya sadece eğlence için hayvan öldürmesi tamamen keyfidir. Hayatta kalmakla hiçbir ilgisi yoktur. ​Buna rağmen, aslanın hayatta kalma mücadelesine "vahşet" derken, insanın zevk için öldürmesini "hobi" veya "gelenek" olarak yumuşatmak tam bir ikiyüzlülüktür. ​2. "Vahşet" Kavramını Sadece Kendimize Göre Tanımlamak ​Biz "vahşet" veya "canilik" kelimelerini kime zarar verildiğine göre seçiyoruz. ​Eğer kurban bir insansa, fail kim olursa olsun (bir hayvan bile olsa) buna "vahşet" diyoruz. ​Eğer kurban bir hayvansa ve bunu yapan bir insansa, buna "sanayi", "spor" veya "zararlı canlılarla mücadele" kılıfı uyduruyoruz. ​3. Doğaya İnsan Ahlakı Dayatmak ​Doğada bizim anladığımız manada bir "ahlak", "hukuk" veya "suç" yoktur; sadece denge ve hayatta kalma vardır. Aslan bir insanı yediğinde katil olmaz, sadece aslan gibi davranmış olur. Bir canlıyı "canavar" veya "vahşi" olarak ilan etmek, insanın kendi üstünlük kompleksinin ve doğadan kopuşunun
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Şu ortadoğu efsanelerinden bir fantastik dizi çıkaramadık
Efsanelerde koruyucu melek kişiliği gösteren bu iyi kalpli ankanın yanı sıra canavar tabiatlı ikinci bir anka daha yer almaktadır. Bu kötü karakterli kuş da yüksek bir dağın tepesinde yaşar ve büyüklüğü “uçan bir dağ”a veya “siyah bir bulut”a benzer. Pençeleriyle pars ve filleri dahi kaldırabilir. Her biri kendisi kadar büyük olan iki yavrusu vardır; birlikte uçtukları vakit çok büyük bir gölge meydana getirirler (İA, X, 653). İsfendiyâr tarafından, çevresine keskin silâhlar yerleştirilmiş bir savaş arabası ile öldürülmüş ve ölüsü bir ovanın tamamını kaplamıştır.
Bir günlük dinlenmem son bulmuş, canlı bomba beni biraz daha yasallaştırmak için can atan sözde tanıdık bu insanlar tarafından kampa bırakılmak üzere buraya gelmiştim. Kalabalığın arasında yüzünü arıyordum; hızla adımlıyorlardı, mavi siyah panolarda treninin peronunu bulanlar akıllarında tuttukları sayıya doğru koşturuyorlardı. ​Yüzünü gördüm; benim, bir benzer karşılamasını Türkiye'de kendisine yaparken hissettiğim mutluluktan eser yoktu kendisinde, huzursuz gözüküyordu. Kutsallaştırdığı vatandaşlığını, belki de benimle yan yana yürüyerek kaybedeceğini sanıyordu. Tek bir kelime Almanca bilmeyen benim, ne gibi faydası olurdu ki ona zaten? Sahip olduğu yaşam şartlarını paylaşmak istemiyordu; döndüğü memleketinde iki maaşıyla aldığı son model arabasını gösterebileceği birileri kalmalıydı. Cebindeki renkli haç motifli kağıt parçaları bende de bulunduğunda, kurduğunu sandığı üstünlüğünü de elinden kaybedecekti kendince. ​Tüm bunları hissettiğimden yemek teklifini reddettim. Israr edecek isteği bulamadı, benimle geçireceği her saniye riskti. Sınırları içerisine girdiğim bu yerde bana dair tek bir bilgiye sahip olmayan bu devlet, parmak izimi aldığında derin bir soluk alabilirdi; biraz daha yasallaştırmaya ihtiyaçları vardı beni. Canavar olan ben, bahnhofu yakabilir, önüme çıkan herkese sebepsiz ateş edip, tüm bu zenginliklerine rağmen benden saklayamadıkları derin mutsuzluklarını, bildiğim tek dil Türkçeyle ifade edebilirdim. Tek sorun burada olmamdı; parmaklarımı okutmadığım her bir saniye, yüzümün fotoğrafını kaydedemedikleri her an, kurduklarını sandıkları derin huzura bir kesik atıyordum. Mert Can Laçin
Taş duvarların arasında büyüdü içimdeki karanlık. Güneşi bile demir kokan bir çağda öğrendim ben insanları. Krallar gördüm; tahtı altından ama ruhu çürümüş. Rahipler gördüm; elleri duada, kalpleri cellat. Sonra bana “neden böyle oldun?” diye sordular. Sanki insan her gün biraz daha öldürüldüğü bir dünyada hâlâ merhametle kalabilirmiş gibi. Ben canavar olmadım. Beni aç bıraktılar. Güvenimi darağacına astılar, sessizliğimi meydanlarda taşladılar. İçimde ne kadar iyi şey varsa ya kılıçtan geçirildi ya da ihanete kurban gitti. Şimdi gözlerimde gördüğünüz şey öfke değil yalnızca. Bir çağın küllenmiş laneti. Sırtında hançer izleri taşıyan bir savaşçının geç kalmış yeminleri. Bana zalim diyorsunuz.
Şiir
Kapatma kalbini
Daha dur bahar var, esip gürledi rüzgar Kapatma kalbini daha dur güneş var, Dolular yağdırsa da gökler, Kapatma kalbini daha dur. Çetindi bu kış biliyorum, pencere hırçın bir canavar yuva yapmıştı sanki Dan,dan,dan durmadan vurup bırakmazdı seni rahat Biliyorum, ürkek yüreğin ve gözlerinden akan yaşın tek şahidi sendin Biliyorum, dehlizin en dibinde karanlıklarla boğulamayıp çırpınışlarının çığlıklarını Ve biliyorum, sonsuzmuş gibi gelen o karanlık cehennemini Ama sen yine de kapatma kalbini Çünkü ben başka bir şey daha biliyorum GEÇİYOR VE GÜNEŞ MUTLAKA DOĞUYOR ÜSTÜNE, YETER Kİ SEN KAPATMA KALBİNİ CEHENNEM ZİNDANINDA!