Karl Mannheim'in İdeoloji ve Ütopya adlı eserinde, ideoloji kavramının tarihsel ve düşünsel bağlamda nasıl evrildiği ve bu süreçte yeni diyalektik koşulların nasıl ortaya çıktığı ele alınır. Mannheim, ideolojilerin yalnızca miktarsal değişimler yaşamadığını, aynı zamanda niteliksel dönüşümler geçirdiğini vurgular. Bu bağlamda, ideoloji kavramının "yanlış bilinç" ve "gerçeklik" gibi farklı boyutlar kazandığını belirtir. Mannheim’e göre, ideolojilerin yalnızca eleştirilmesi yeterli değildir; bu kavramların derinlemesine sosyolojik ve düşünsel analizlerinin yapılması bir zorunluluktur.
Mannheim, ideolojilerin değerlendirilmesinde değer yargılarından ziyade, tarihsel ve toplumsal bağlamların dikkate alınması gerektiğini savunur. Aynı zamanda, ideolojilerin epistemolojik bir temele dayandırılması gerektiğini ve bu süreçte görecilikten kaçınılması gerektiğini ifade eder. Ahlâk ve sanat gibi normatif değer alanlarının ise toplumsal ve kültürel bağlamlardan bağımsız olarak ele alınamayacağını vurgular.
Eserin bir diğer önemli yönü, ideolojilerin tarihsel incelemelerden nasıl beslendiğini ve bu incelemelerin toplumsal süreçlerle bağlantılandırıldığında gerçekliğe dair daha kapsamlı bir anlayış sunduğunu tartışmasıdır. Mannheim, pozitivist yaklaşımları eleştirirken, düşüncenin kaçınılmaz bir şekilde kısmi olduğunu kabul eden bir yaklaşımın daha uygun olduğunu dile getirir. Bu çerçevede, tarihsel-sosyolojik çalışmaların metafiziksel kararların etkilerini de göz önünde bulundurması gerektiğini belirtir. Siyasetin bilimsel bir disiplin olarak görülmeyişinin ise toplumsal bağlamlarla bağlantılı olduğunu ileri sürer.
Ütopya kavramını ele alan Mannheim, tarihçilerin bu kavrama yönelik eleştirilerinin iki temel varsayıma dayandığını söyler. İlk varsayım, tarihçiliğin yalnızca somut