1984: KARANLIK BİR DÜNYA
Kitap konusu itibariyle 1984 yılında Okyanusya'da geçen totaliter bir rejim olan İngiliz Sosyalizm'inin geçerli olduğu bir distopyayı anlatıyor. Biz olayları Okyanusya'da bir vatandaş olan Winston Smith'in bakış açısıyla yaşıyoruz. Yazarın kurduğu bu distopya karanlık, detaylı ve oldukça derin. 1984, bu distopyayı oluşturan yapıyı başarılı şekilde kurmuş. Ben de bu yazıda bu yapıyı elimden geldiğince inceleyeceğim.
Partinin başında Büyük Birader var. Büyük Birader'in yüzü her yerde ve seni izlediğini söylüyor. İlk olarak Büyük Birader ya gerçekten var ya yok. Bence olmaması daha mantıklı. Büyük Birader büyük bir gizem. Kimse nerede ne yaptığını bilmiyor ama herkes ondan korkuyor. Bu korku insanları kontrol altında tutan faktörlerden. İnsanlarda korku yaratmak için de gizemli kalması önemli. Ve her yerde izleniyoruz. Kameralar, mikrofonlar var. Sana partinin sözünü dinlemen için baskı uyguluyor. Bu yüzden hiçbir zaman özgür hissedemiyorsun. Sürekli senin izlenmen ne kadar düşük bir olasılık olsa da bunun ihtimali ve karşılaşacağın sonuçlar seni perçinliyor. Bu yüzden hiç rahat değilsin ve hep tetiktesin. Ve kameralara yakalanmasan bile arkadaşın, veya ailenden biri bile parti ilkelerine karşı olduğunu anlarsa seni ispiyonlayabilir. Dolayısıyla kime güvenebileceğine asla emin olamazsın. Nitekim kitapta da Bay Parsons kızı tarafından ispiyonlanıyor ve bunu sorun etmiyor. Peki böyle bir sistem nasıl ayakta kalıyor?
YENİSÖYLEM: Yenisöylem partinin projesi. Halkın kullanacağı yeni bir dil olarak hazırlanıyor. İçerik olarak sürekli güncelleniyor ve kelimeler azaltılıyor. Partiye itaate yönelik bir dil oluşturuyorlar. Bununla birlikte insanların düşünmesinin önüne geçmek istiyorlar. İnsanlar düşünmek istediğinde bile düşünemeyecek çünkü öyle bir
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200bin okunma
Eskiden bir erkek bir kızın bedenine bakınca safça baştan çıkardı, diye geçirdi aklından. Oysa artık katıksız aşk ya da katıksız şehvet diye bir şey kalmamıştı. Her şeye korku ve nefret karıştığı için, artık hiçbir duygu katıksız değildi. Sevişmeleri bir savaş, doyumun doruğuna varışları bir zafer olmuştu sanki. Parti'ye indirilmiş bir darbeden farksızdı. Siyasal bir eylemdi.