İnsan Ne Kadar Bekleyebilir?
Puan vermedi·632 syf.··
2025 4. kitabı
Dumas okurken içimde hep çok ağır, tarifi zor bir yumru oluşuyor. Sanki zamanın hiç akmadığı, rutubet kokan o Şato D’If hücrelerinden birine ben hapsediliyorum ve anahtar çok uzaklara fırlatılıp atılıyor. Monte Kristo Kontu’nu her düşündüğümde zihnimde tek bir soru yankılanıyor: İnsan ne kadar bekleyebilir? ​Genç, aşık ve hayata pırıl pırıl bakan Edmond Dantès’nin sırf başkalarının hırsı ve kıskançlığı yüzünden on dört yılını bir zindanda bırakışını izlemek içimi çok acıttı. Bir insan hak etmediği bir acıyı çekerken ne kadar sabredebilir? Dantès o karanlıkta bekledikçe masumiyetini kaybediyor, canı yandıkça içindeki o saf çocuk ölüyor ve yerine sabırla büyütülen, buz gibi bir intikam arzusu doğuyor. ​Ben okurken hem Kont’un o kusursuz dehasına hayran kaldım hem de içten içe onun adına çok üzüldüm. Çünkü insan kendine sormadan edemiyor: Haksızlığa uğrayan herkes intikam ister mi? Yoksa bu intikam arzusu, bizi zamanla uğruna savaştığımız o adaletten koparıp canavarlaştırır mı? Kont, düşmanlarını tek tek yıkarken o kadar ileri gidiyor ki, masumların canı yandığında kendi yarattığı o felaketin karşısında kalakalıyor. O an anlıyorsunuz; ne kadar güçlü, ne kadar zengin olursanız olun, asla Tanrı’nın yerine geçemiyorsunuz. ​Kitabın kapağını kapattığımda, o görkemli intikam sahnelerinden ziyade elimde derin bir hüzün kaldı. Çünkü düşmanları cezasını bulsa bile, bu ne Edmond'ın elinden çalınan 14 yılı geri getirebiliyor ne de yaşanamamış o güzel gençliği. Kayıp yılların hesabı hiçbir beşeri cezayla kapanmıyor aslında. ​Dumas’nın dediği gibi, belki de insanın bütün felsefesi sadece "beklemek ve umut etmekten" ibaret. Ama Kont’un o karanlık bekleyişini gördükten sonra insan düşünmeden edemiyor: ​**Biz hayatlarımızda neyin hesabını soruyoruz? Gerçekten adaleti mi arıyoruz,
Duygu ve Düşünce
Monte Kristo KontuAlexandre Dumas · Antik Kitap · 201637,1bin okunma
10/10
·576 syf.··
Beğendi
·
2026 145. kitabı
Merhabalar Size @m.akyüz yazardan okuduğum ikinci kitabım olan Köprü Kralı ile geldim. Ama ne geldimmm böyle birşey yok bayıldım. Köprü Kralı, karanlık dünyanın güçlü isimlerinden Pars Tuna ile hayatı bambaşka bir noktada duran Miray'ın kesişen yollarını okumaya hazır mısınız? Aksiyon bir an bile düşmedi, romantiz zaten eksik olmadı eee daha ne olsun soluksuz okudum. Pars Tuna, Köprü Kralı olarak bilinen, Asya ve Avrupa kartelleri üzerinde büyük bir güce sahip, korkulan ve saygı duyulan bir iş adamı. Ancak sahip olduğu tüm gücün ardında, yalnızlığı ve korumaya çalıştığı değerleri vardır. Miray'ın hayatına girmesiyle birlikte yıllardır ördüğü duvarlar sarsılmaya başlar. Pars bile anlamaz nasıl aşık olduğunu ve onu Koruma isteği ile dolduğunu. Şu Derin ile iyiki devam etmedin yedinci. Oğlu okuyanlar anladı. Miray bambaşka güçlü akıllı bir abla ve hemşire. Evet hemşireliğini Pars'ın babannesinin bakımını yaparak devam ederken vakitsiz bir ayrılık yaşarlar. Olaylar ilerledikçe sadece onların yaşadıklarını okumadım, onların korkularını, öfkelerini, kırgınlıklarını ve umutlarını da hissettim. Bazı bölümlerde gerilimden nefesimi tutarken bazı bölümlerde onlarla birlikte yaşadığı duygusal yük kalbime kadar ulaştı. Pars Tuna, uzun zamandır okuduğum en etkileyici erkek karakterlerden biriydi. Dışarıdan bakıldığında güçlü, sert ve ulaşılmaz görünse de yalnızlığı, kırılmış yanlarını ve sevdiklerini korumak için verdiği mücadeleyi görmek bambaşka bir boyuta geçirdi. Bazen kararlarına kızdım, bazen onu anlamakta zorlandım ama hissettiklerini görmezden gelmek de mümkün değildi. Miray duygusal ama bir okadarda güçlü bir kadın. Yaşadığı acılara rağmen ayakta kalmaya çalışması, kırıldığı hâlde pes etmemesi ve güçlü görünmeye çalışırken iç dünyasında verdiği mücadele beni ona daha
Köprü KralıMerve Akyüz · Dokuz Yayınları · 202659 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
6/10
·344 syf.··
2026 101. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 11:31
The Cavallo Brothers adlı serinin ilk kitabı aynı önceki okuduğum kitap gibi ana çifti sevmedim . Daha doğrusu inanılmaz gerzektiler cidden iki gram açık net konuşsalar olaylar daha kontrollü gidebilecekken saçma sapan şeyler oldu . İkinci çift belli oldu çokta merak ediyorum buradan tanıdık diye ama bu kitap yüzünden okuyup okumamakta kararsız kaldım bakalım :P Isla ve Rafael zengin babaları ortak işler yaptığı için birbirlerini çok eskiden beri tanıyorlar . Tam bir iş görüşmesi sonrası flört haline girdiklerinde adama bir telefon geliyor . O noktadan sonra soğuk ve uzak davranışlar başlıyor bunun üzerinden iki sene geçiyor . Isla artık babası hasta olduğundan şirketin başında ve Rafael'in şirketinin uygulamalarını beğenmediği için onlarla iş yapmayı bitirmeye karar vermiş durumda . Fakat bu karar tonlarca gerçeği ortaya çıkarıyor aralarında olan tüm dinamik değişiyor olaylar çok acayip yerlere gidiyor . Burada olan sıkıntı adam kadına aman öğrenmesin canı sıkılmasın diye tonla şeyi söylemiyor . Buda kadının saçma sapan hal hareket ve tepkiler vermesine sebep oluyor . Kitapta en sevdiğim karakter Isla'nın en yakın kız arkadaşı oldu gerçekten ki ikinci kitabın kadın karakteri o . Ve Rafael'in nefret edilen manyak erkek kardeşi erkek karakter olacak enteresan yani :D
Heir of RuinEden Summers · Eden Summers · 01 okunma
Ne kitaptı be ! Bu da benim gözümden
Puan vermedi·704 syf.··
2026 22. kitabı
‎Suç ve ceza romanı dünya edebiyatının neredyese en popüler romanlarından biridir. Peki ama neden? ‎ Romanın baş kahramanı Rodion Romanovic Raskolnikov kız kardeşi ve annesinden uzakta, başka bir şehirde ; köhne , ıssız ve yoksulluk akan bir binada kiraladığı bir odada ; hukuk öğrencisi olarak eğitim görmekteydi . Lakin yetişmeyen kira, çıkmayan okul masrafları, bu yokluktan ve cefadan bir türlü çıkamayan ve neredeyse eğitimini bile fakirliği sebebiyle yarım bırakmak mecburiyetinde kalan Raskolnikov aklının zalim oyunlarına yenilerek kendini bir anda rehineci bir kadını ve onun bu cami hâline şahit olan rehineci kadının karnındaki bebeğin canına katla derken buldu kendini. işte onu bitirn , kendine asıl zulmü yaratan bu adımı; Raskolnikovu darmaduman eden asıl şeydi. Onu bitiren asıl şey yoksulluk ya da hayatın cefası değildi .Onu asıl bitiren şey bu işlediği suçun kendi içerisinde ,kendi düşünceleriyle ,belirsizlikleriyle onu yitiren; psikolojisiydi. Zaten onu dünyada şöhretli karakter durumun getiren şey tam olarak Dostoyevskinin engin kaleminden çıkan bu melankolik zihinin içinde kopan fırtınalar ile Raskolnikovun mücadelesini ince ve sık bir şekilde okura geçirmesiydi . Romanda Raskolnikovun işlediği bu cinayeti bı türlü itiraf etmemesi ve herkesin onun katil olmadığını sanması yahut onlardan saklayabildiğini sanması onun en büyük hatalarının ve budalalığının bir simgesidir. Çünkü romanda Raskolnikovun içinde yaşadığı o kötü çıkmaz ruh halinin dışarıya o kadar vurulmuş bir haldeydi ki herkes artık onun cani bir katil olduğunu biliyor fakat kimse ona bunu açamıyordu . Çünkü Dostoyevski yan karakterlerini kullanarak toplum tarafından Raskolnikova , artık edilen her imanın altında onun katil olduğunu bildiklerini anlamasını ve onun itirafa doğru sürükleyen
Duygu ve Düşünce
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194bin okunma
Hayalet Avcısı
Puan vermedi
O kadar tatlı ve güzel bir kitaptı ki...Gizem dolu, heyecan dolu sayfalar su gibi aktı gitti.Oglumla birlikte keyifle okuduk.Bu tür guzel kitapların, cocuklara kitap sevgisi aşılama anlamında cok kiymetli oldugunu düşünüyorum.Yazarımız Cahit Kaya beyi canı gönülden tebrik efiyorum.
Hayalet AvcısıCahit Kaya · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20263 okunma
Kimsesizler Coğrafyası
9/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 74. kitabı
Hangisi daha acı kimsesizlik mi yoksa kimsesizliğinin sömürülmesi mi ? Hayat bazen hiçbir şey beklemeden önümüze serer herşeyi ama biz tatmin olmayız. Başımızı sokacak bir ev,yiyecek aşımız, bizi koruyup kollayacak ailemiz ,eşimiz dostumuz hesap vermeden yaşadığımız normal bir hayat... Peki ya bunların hayaliyle yaşayan ve canı pahasına dişiyle tırnağıyla kazıyarak buna ulaşmaya çalışan insanlara neden hep aynı bakış açısıyla bakıyoruz ve neden sadece acımak ile kalıyoruz. İşte baş kahramanımız "Ali" Eğer deprem olmasaydı kuzeni Ferit'i bulmak için o depremin olduğu yere gitmeseydi ve o hengamede onunlq arkadaş olmasaydı bizim ondan hiç haberimiz dahi olmayacaktı. Ne savaşta kaybettiği ailesinden,ne hayatta kalmak için verdiği mücadeleden ne ordan oraya sürgün edildiği mülteci kamplarından ne de ilk ve son aşkı ile yeniden kurduğu ailesinden ve o ailesinin o depremde göçük altında kaldığından haberimiz olmayacaktı. Saatlerce o göçüğün başında yeni kader  arkadaşı edinmiş ve hayat hikayesini anlatarak bekleyen Ali... Yazarın ele aldığı 6 şubat 2023 depremi birçok şehrin yok olduğu felaketin resmi içimizin ezildiği elimizden bir şeyin gelmediği çaresizliğin adı... Kitabın sayfalarını çevirdikçe gözlerim bugulandı içim acıya acıya dudaklarımı ısıra ısıra okudum yazılanları, gerçeklik payı bulunan bu kurgu eser kalbimin paramparça olmasına yetti ve arttı bile kitap bitti ama bende bittim.
Kimsesizler CoğrafyasıZekeriya Çetin · İnkılap Kitabevi · 2026102 okunma