Eski bir sandık,
Ki açmamış yıllardır
Hiçbir anahtar kilidini,
Pasını teriyle pekiştiren,
Yüreği balık gibi dönen birini.
Gizli bir hüznü barındıran
Dudağının kıvrımında,
Etine iliştirmiş incecik iğnesini,
Çiçeği yolunmuş birini.
Belki de dut gibi
Yere döken meyvesini,
Çanı dilsiz birini.
Sevgisi yağmur yemiş
Parmakları filizlenen,
Soluğu kuş tüneği,
Yanağında beni olan birini.
Ağlayan, ekmek kesen,
Birşeyler bekleyen gelecekten
Merak edip merakını gidermenin verdiği lezzeti tatmamıza izin verilmezse neden merak duygumuzu beslemeye ihtiyacımız olsun ki? Hiç çikolata yememiş birinin canı çikolata çekmez.
Bu kokuşmuş yüzyılın canı cehenneme!
Bitirelim, arkasından da kapıyı kapatalım! Kitap gibi kapatıp okumaya devam edelim! Yeni bölüm yeni hayat. Bu leş yüzyılın kapağını bir kapadık mı ellerimiz temiz olacak. Önümüzdeki manzara güzel. Bu temiz yeni yüzyılda çürüme yok.
Canı sıkılmış olduğu zamanlarda birkaç kere kendisiyle sinemaya gitmiştik. Filmi sonuna kadar seyretmeye asla tahammül edemez, daha başından itibaren rejisörü ve artistleri tenkid eder ve filmin sonunun neye bağlanacağını derhal tahmin edip söylerdi. Denilebilir ki; bu keskin zekâ hem kendisini ve hem de etrafını rahatsız eden, O'nu müşkülpesent kılan bir seviyedeydi.
“Aşk bu
canı istediğinde gelir
aşk yapışır yakana
haykırır adını
içini eritir aşk
acıtır bazen içini
istemesen de
şakası yoktur
oyunlar oynamaz
çünkü bilir aşk
hayat zor daima”