Ah, ah, siz de sanıyordunuz ki Abdülhamid’in devrildiği günün ertesi Türk kadınlığı çok şeyler kazanacak değil mi? Değişen hiçbir şey yok sevgili iki gözüm!.. Feminist Türkler’e gelince, siz böyle bir şeyi daha uzun süre rüyada görmeye devam edersiniz canım hemşirem.
Kişi gözlerini kapayıp romanı bir bütün olarak düşünürse, roman gerçek hayatın yansıması olan bir yaratı gibi görünür; gerçek hayatın basitleştirilmiş ve sayısız yönden çarpıtılmış halidir elbette. Her halükarda roman, zihnin gözünde biçim bırakan bir yapıdır; bazen kare ve bazen pagoda şeklinde inşa edilir, bazen kanatlanır ve sıra sıra kemerlere sahip olur, bazen de kaskatı ve sağlam olup Konstantinopolis’ teki Ayasofya Katedrali gibi kubbelidir. Bu biçim, diye düşündüm, bazı ünlü romanları aklımdan geçirirken, ona uygun bir tür duyguyla başlar kişinin içinde. Fakat bu duygu hemen diğerleri ile kaynaşır… Çünkü “biçim” taşın taşlı ilişkisi ile değil, insanın insanla ilişkisi ile oluşur. Dolayısıyla roman içimizde birbirine zit ve karşıt, türlü türlü duygular uyandırır.