Yüreğimin yap dediğini, aklım yapma der. Aklımın soylu bulduğu, yüreyimce dalkavukluktur; yüreğimin doğru bulduğuysa aklımca suç. Bir yanım bahar rüzgârı gibi uçarı, tezcanlıdır, öteki yanım kış soğu gibi katı ağır kanlıdır. Bir yanım içimden gelen seslere kulak verir, öteki yanımı öğrendiklerime, bildiklerime.
Annem, bana sık sık beyan ettiği gibi sadece iki çocuğunu seviyordu; bu beyanın üzerine, uzun süre ironik olduğunu düşündüğüm bir aradan sonra biraz da kocasını sevdiğini ekliyordu. Dünyanın geri kalanı umurunda bile değilmiş ve yanıp kül olabilirmiş. Büyük ölçüde doğruydu bu. Çocuklarının refahı ve akademik kariyeriyle ilgili meseleler dışında annemin duygularına dokunabilecek tek bir konu daha vardı: Yapmacıklıktan nefret ederdi. Açıklanamaz bir tutkuyla nefret ederdi. Benden ve kardeşimden her zaman kendimiz gibi olmamızı isterdi, doktorlar ya da ünlü oyuncularmışız gibi yaptığımız bir oyunun parçası bile olsa yapmacık davrandığımızı gördüğünde bizi cezalandırırdı.