(Spoiler barındırır)
Günümüz modern dünyasında varolması olanaksız olan gelenekleri temsil eder gül yetiştiren adam. Kendisi ülkesini ve bu ülkenin milli değerlerini korumak için cephede savaşır. Fakat savaşın sonucu ne olursa olsun bu milli değerlerin, Batı'nın 'modernist' kalıplarıyla sığlaştığını görüp evden çıkmama kararı alarak yeni toplum düzenine baş kaldırır. 50 yıl da çıkmaz evinden. 50 yıl boyunca aynı kalır. Üzerindeki entarisi bile 50 yıl öncesindendir.
O yapılan şey ile bir olmayı, onu aşkla yapmayı temsil eder aynı zamanda. Aynı şeyden bir ömür boyu uzaklaşmadan, incelikle tezahür etmeyi temsil eder. Onun yetiştirdiği sevgidir. Farklılaşmayana, özünü yitirmemiş olana sevgi. O yüzden onun gülleri herkesin dilindedir. Kokusu, rengi, dokusu insanda his uyandırır. Donuk ve gri yaşamın içinde canlı ve ihtişam doludur gülleri. İsteyene istediği kadar da verir. Geleneksel insanın paylaşma arzusudur yerine gelen. Maddiyattan daha önemli, daha özeldir o güller.
Yaptığı bu pasifist baş kaldırı, zamanın ilerlemesini ve toplumun değişmesini etkilemez. İnsan modernleşir. Gelenekler ölür. Yerine yeni davranış kalıpları gelir. Sosyal ilişkiler karmaşıklaşır. Doğru ve yalan, iyi ve kötü birbiri içine girer.
Sitare modern insanın örneğidir. Dostu yoktur. Parasını yiyen dal kavukları, ölümden kurtardığını söylediği hasta kocası ve aşıkları vardır Sitarenin.
Ama dostu yoktur.
Kimse ile derin ilişkiye giremeyen, kocası hastanede yatarken arkadaşlarıyla tatile çıkan bir kadındır Sitare. Duygulardan yoksun, içindeki umutsuzluğu materyalist zevklerle gizleyen, yalanla doğruyu hep harmanlayan bir kadındır. Modern insanın bütün sığ ve illizyon dolu yaşantısını bize verir.
Biz çoğu zaman Sitarenin etrafında döneriz. O her yerdedir.
Gül Yetistiren Adam ise bazen varolan bir satır