Cansu Çilbaş

Cansu Çilbaş
@cansucilbas
Akdeniz Psikoloji /4
Antalya
Zonguldak
9 okur puanı
Eylül 2018 tarihinde katıldı
Rasim Özdenören 'den Sosyal Roman
Puan vermedi·136 syf.··
2022 26. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 15 Eylül 2022 00:20
(Spoiler barındırır) Günümüz modern dünyasında varolması olanaksız olan gelenekleri temsil eder gül yetiştiren adam. Kendisi ülkesini ve bu ülkenin milli değerlerini korumak için cephede savaşır. Fakat savaşın sonucu ne olursa olsun bu milli değerlerin, Batı'nın 'modernist' kalıplarıyla sığlaştığını görüp evden çıkmama kararı alarak yeni toplum düzenine baş kaldırır. 50 yıl da çıkmaz evinden. 50 yıl boyunca aynı kalır. Üzerindeki entarisi bile 50 yıl öncesindendir. O yapılan şey ile bir olmayı, onu aşkla yapmayı temsil eder aynı zamanda. Aynı şeyden bir ömür boyu uzaklaşmadan, incelikle tezahür etmeyi temsil eder. Onun yetiştirdiği sevgidir. Farklılaşmayana, özünü yitirmemiş olana sevgi. O yüzden onun gülleri herkesin dilindedir. Kokusu, rengi, dokusu insanda his uyandırır. Donuk ve gri yaşamın içinde canlı ve ihtişam doludur gülleri. İsteyene istediği kadar da verir. Geleneksel insanın paylaşma arzusudur yerine gelen. Maddiyattan daha önemli, daha özeldir o güller. Yaptığı bu pasifist baş kaldırı, zamanın ilerlemesini ve toplumun değişmesini etkilemez. İnsan modernleşir. Gelenekler ölür. Yerine yeni davranış kalıpları gelir. Sosyal ilişkiler karmaşıklaşır. Doğru ve yalan, iyi ve kötü birbiri içine girer. Sitare modern insanın örneğidir. Dostu yoktur. Parasını yiyen dal kavukları, ölümden kurtardığını söylediği hasta kocası ve aşıkları vardır Sitarenin. Ama dostu yoktur. Kimse ile derin ilişkiye giremeyen, kocası hastanede yatarken arkadaşlarıyla tatile çıkan bir kadındır Sitare. Duygulardan yoksun, içindeki umutsuzluğu materyalist zevklerle gizleyen, yalanla doğruyu hep harmanlayan bir kadındır. Modern insanın bütün sığ ve illizyon dolu yaşantısını bize verir. Biz çoğu zaman Sitarenin etrafında döneriz. O her yerdedir. Gül Yetistiren Adam ise bazen varolan bir satır
Edebiyat
Gül Yetiştiren AdamRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 202121,6bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yalnızlığı deneyimlemek isteyen bir kadının öyküsü.
Puan vermedi·76 syf.··
2022 25. kitabı
(Bazı yerlerde spoiler olabilir) Bir kadın, sadece yalnız kalmak isteyen bir kadın. Kimliği, yaşı, görünüşü önemsiz. Başta Bruno olmak üzere hayatındaki bütün erkeklerin emreden, isteyen, denetleyen halleriyle onu güçsüzleştirdiği farkındalığını yaşayıp kendi ayaklarının üstünde durarak her şeye göğüs germeye çalışan bir kadın Marianne. Bu isteğini paylaştığı eşinden uysal bir destek görünce bireyselligine duyulan saygidan etkileniyoruz. Fakat kadın bu kararında diretip de bir başına hayatını sürdürmeye gerçekten başladığında çevresindeki insanlar onun kadın olduğu için yalnız kalamayacağını, bu yaptığının mistik, mantıksız, sadece modaya ayak uydurmak olduğunu söylediğinde gerçek gün yüzüne çıkıyor. Marianne sadece bir kadın. Kendini deneyimlemek isteyen bir kadın. Öyle çok güçlü, huzur ve umut dolu, mutlu bir kadın da değil. Saçları saç kokan, yürüyüşü sadece yürüyüş olan gerçek bir kadın. Sakin tavırlarının ve beklentisiz halinin altında yatan öfke kimi zaman öyle ansızın çıkıyor ki bu kadını aslında hiç de tanımadığımız hissiyatı ile doluyor insan. Hikâye sık sık karlı manzaralara yer verse de iç ısıtan, mum ışığında yaşam hissiyatı uyandıran türden. Melankolik halinin içinde yaşam tohumlarını, sevgiyi, doğallığı hissedebiliyorsunuz. Marianne hikayenin başında nasılsa sonunda da öyle. Çevresindeki kişiler değişiyor, mekânlar değişiyor, en çok da Bruno değişiyor. Karısına bagliligindan ve feodalitenin yıllardır süregelen hizmet anlayışının en inceleşmiş halinin zarafetinden bahseden modern erkek Bruno karısına el kaldıran, evine gelip ona bağırıp çağıran birine doğru evrilirken Marianne sadece Marianne olarak kalıyor. Benim için bu hikayenin en etkileyici kısmı Bruno'nun Marianne'ye öfkeyle sarf ettiği o uzun hakaret yığını. Bağımsız bir kadına yönelik psikolojik
Edebiyat
Solak KadınPeter Handke · Kırmızı Yayınları · 2015733 okunma