"Sen öğretmen değil misin? Sen bu kasabanın öğretmeni değil misin? Ne haddine bir eşraf çocuğunu kovuyon, ne haddine benim suratıma haykırıyon? İstanbul'un hayâsız garılarına, erkeklerin suratına haykıran, yol iz bilmeyen garılarına burada gerek yok. Ne okutmanı ne de seni istiyoz."
Toprağınız toprağım, eviniz evim; burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım; vallahi ve billahi!
Romanı çok kötü bulmadım ama daha iyi bekliyordum açıkçası. Ahmet Celâl karakterini severim gibi gelmişti ilk sayfalarda ama çok da sevdiğim bir karakter olmadı. Başkasının sözlüsüne bakmasını hoş bulmadım en başta.
Köydekilere acıyordu ama onların yanına sığınmıştı Ahmet Celâl. Sağ kolunu savaşta kaybetmesi çok üzücü ancak Ahmet Celâl'e göre cahillik bir uzvunu kaybetmekten daha acınası bir durumdu. Belki de haklıydı ama köylüler de öyle yetişmiş, suçları yok ki... Fırsat verildi de onlar mı değerlendirmedi sanki.
Kitabın finalini de pek sevemedim. Hikaye pat diye bitmiş gibi geldi bana.