İnsan kendi huzuruna sahip çıkabilmek için başkasının huzursuzluğundan beslenebiliyordu demek. Fakirin kuru ekmeğine bakıp, kendi yavan ekmeğini öpüp başına koyuyor, ziyafetteymiş hissine kapılabiliyordu.
Kadere saygımız tekrara göre değişiyor. Başımıza bir iş geldiğinde, bunu aksilik olarak kabul edebiliyor ve sineye çekiyoruz; bu aksilik ikinci kez geldiğinde, geldi mi üst üste gelir diyoruz, üçüncüsü tekrar ettiğinde her şey de senin başına gelir diyerek rahatlıkla kanaat bildiriyoruz, sonraki tekrarlardaysa başına bu kadar çok şey geliyorsa, demek ki tüm bunları hak ediyor diyoruz.
Kayıplar tam da hissettirdiklerini hissettirirler. Bizi boş, çaresiz, kımıldayamaz, felçli, değersiz, öfkeli, üzgün ve korku dolu hisseder halde bırakırlar. Uyumak istemeyiz ya da hep uyumak isteriz; iştahımız kapanır ya da gördüğümüz her şeyi yeriz. Bir aşırı uçtan bir diğer aşırı uca sıçrayabilir ya da bu iki ucun arasındaki her şeyi yapabiliriz. Hangisinde olursak olalım, bunların tümü iyileşmenin bir parçasıdır.